"IRKÇILIK YÜKSELİRSE TÜRKİYE PARAMPARÇA OLUR"


IRKÇILIK YüKSELiRSE TüRKiYE PARAMPARÇA OLUR

AKP, Kürt açılımı için sizin de görüşünüzü istedi. Nasıl katkı sağlayabileceğinizi konuşacağız, ama öncesinde AKP'nin niyetinden bahsedelim. Hükümet kamuoyunu mu hazırlıyor? Plan-program belli mi?
* Bilinçli bir şeyler var. Abdullah Gül, geçen yıl beni görmek istedi. Davet etti, konuştum. Çok sevimliydi; yüz yıllık arkadaşmış gibi karşıladı. Saakaşvili telefon etti diye bitirdik konuşmayı. Bu sene de Beşir Atalay'a söylemiş. 45 bin kişi öldü. Bu kan durursa Türkiye'nin zenginliği iki kat artar.

Enver Sedat "Araplarla İsrail'in sorununun yüzde 70'i psikolojik" demiş ve bu sözüyle sizin de hayatınızı değiştirmişti. (Volkan o dönem, siyasi çatışmalarda psikolojik danışmanlık yapmaya başladı.) Kürt sorunu ne oranda psikolojik?
* Bir çatışma kronikleşirse, toplum kimliğine ait psikolojik süreçler çatışmanın içine karışır. Çatışmanın kanlı, trajik, askeri bölümü, psikolojiye bulaşır. Sedat, yanlış söyledi: Yüzde 100 demeliydi. Bulaşır ama psikolojik nedenlerle başlamaz.

Psikoterapist Murat Paker, "Şu anda yaşanan, Türkiye'nin, cumhuriyet kurulurken üzerine giydirilmiş tek tip elbiseyi yırtma çabasıdır" diyor. Katılıyor musunuz?
* Bir bakıma doğru, bir bakıma değil. Atatürk devri yavaş yavaş halka indi. Ama isyan yoktu. Manipülasyon yapıldı.

Atatürk'e karşı mı isyan yoktu?
* Osmanlı'nın son yüzyılında beş milyon Müslüman öldü, beş milyonu mülteci oldu. Anadolu'daki tahminen beş kişinin dördü dışarıdan gelmiş. Muazzam, sinsi bir travma. Osmanlı çöküyor, Atatürk geliyor. Şeref, gurur vermek gerekiyor: "Bir Türk dünyaya bedel" gibi.

Geçmişi kesip atıyor da. Atatürk, Kastamonu'da eline bir rakı kadehi alıyor ve şunu diyor: "Osmanlı yöneticileri, bu içkiyi saraylarında yıllarca gizli saklı içtiler. Ben sahtekâr bir insan değilim. Kadehimi ulusumun şerefine kaldırıyorum."
* Lider karizmatik olunca yayılıyor. İsyan yoktu. Sorun yas tutamamış olmamızdı.

Neyin yasını?
* Tüm kayıpların. Ermeniler yas tutmayı kimliklerine koydular. Yunanlar da öyle. Bir şeyler kaybetmişsin ama isyan yok. Yavaş yavaş modernleşmişiz bu şekilde. Bu durumun manipüle edilmesi kolay oldu. Yası alevlendirdi. Diyelim ki sevdiğin ölmüş, ağıt yakarsın. Yavaş yavaş bu kafanın içinde uyur. O zaman enerjini başka yere aktarırsın. Biz Osmanlı'nın çöküşünün yasını tutamadık. İkinci sorun, köylülerin şehre gelmesiydi. İşler ezanı Türkçe okumaya başladığımız gün bozuldu.

AKP, kronik sorunları çözme teşebbüsü gösterdikçe oy kazandı. Halkta dünyayla bütünleşme, sorunları çözme isteği mi var?
* 100 sene sonra Türkiye'nin nasıl olacağını tahmin edemem. Liderlere bağlı. Liderler yumuşak olursa dini geleneklerle modernliği karıştırırız, başka bir Türkiye ortaya çıkar.

Hükümet, sizden açılımla ilgili fikir alıyor, değil mi, süreci anlatır mısınız?
* Beşir Bey'le, bir de Erdoğan'ın danışmanlarıyla temastayım. Beşir Bey'i çok sevdim. Belfast'ta bir toplantı yaptık. Orada ortaya çıkanları Beşir Bey'e gönderdim. 'Ağaç modeli'ni anlattım. Bunların politika ve medya dışında da başlatılması gerektiğini belirttim.

Gizli görüşmeler mi?
* Hayır. Gizli bir şey yapmayacaksın. Önemli olan politik süreci tedavi etmek. Aşağılanmayı engellemek.

Nasıl?
* Çatışma kronikleşti mi, eski tarihi olaylar canlanıyor. Geçen asır yaşanan bir şey, dün olmuş gibi algılanıyor. Grup kimliğinizin bir markası gibi oluyor. Bizim yaptığımız şey, ağaç modelini esas alarak iki grubun temsilcilerinin konuşması, gerçekçi öneriler getirmesi. Ağacın hükümete giden, halka giden dalları var.

Bu ağacı birlikte çizebilir miyiz? Bize nasıl uyarlanabilir?
* Diyelim ki sorumlu Türkler ve sorumlu Kürtler, böyle bir sürece girmek istiyor. O zaman ağacın kökünü yapmak lazım. Ağacın kökü teşhistir. Süreci idare edecek ekip, herkesle konuşur. Bir albay varmış. Bir Kürt düğününde Kürtçe şarkı söylendi diye düğünü basıyor. Düşünün ne büyük aşağılama. Kürtlerin içinde ne gibi duygular gelişmiş, teşhisini yapmak lazım. Teşhis yaparken, aynı zamanda kişileri tanıyorsunuz. Bu ağacın kökü. Ağacın gövdesi ise diyalog. Birbirini anlama, empati. Sonuçta, "Bilmiyorduk, ne kadar aşağılanmışsınız. Bunun bir çaresini bulalım" noktasına gelindiğinde, öneriler ortaya çıkıyor.

Kök aşaması, bazı uzmanların sorunları tespit etme aşaması mı?
* Evet, ama sürecin devamını kar da, yağmur da yağsa koruyan bir ekip lazım.

Politikacılardan mı oluşacak?
* İnsan psikolojisini bilen birileri olmalı.

Hem Türkler hem Kürtler mi olacak?
* Daha dışarıdan, uluslararası. Psikolojiyi anlayan, eğitim verebileceğim, bunu anlayabilecek kişiler. İçinde politikacı da olabilir, akademisyen de olabilir, köy muhtarı da olabilir.

Siz böyle bir ekip mi kuracaksınız?

* Hayır. Böyle bir şey katiyen yok. "Eğer Türkiye'de olursa nasıl olur?" dediniz, ona cevap verdim.

Ama hükümet bunu size danıştığına göre…
* Düşündüler demek ki.

Peki sonra, kökten gövdeye geçiyorsunuz…
* Gövdeye geçiyorsun ve diyalog kuruyorsun. Biz Estonya'dayken üç ayda bir ekiple birlikte gidiyor, diyaloğu tedavi ediyorduk. Türkiye'de olacaksa bu her ay olabilir.

* Türkiye'de bir diyalog var mı?
Erdoğan, partileri ziyaret edebilir. Bu politik bir diyalog, ama benim bahsettiğim başka.

Böyle bir diyalog olsa, kamuoyu önünde açıklamanın sakıncalarından bahsettiniz az önce.
* Sakın ha! Gizli yapılmamalı bunlar.

Nasıl yapacaksınız peki, nasıl duymayacak medya?
* Kapıyı kaparım, duymaz.

* Ne konuşulduğunu söylemeyeceksiniz, öyle mi?
Ben bunu medya için yapmıyorum ki. Estonya'da diyaloglar bittikten sonra bir öğleden sonra baktık, kimseyi bulamadık. Ruslarla Estonyalılar parlamentoya gitmiş ve altı önemli anlaşma imzalamışlar. Psikolojik zehirleri atmak önemli. Attıktan sonra, önerileri hükümete götürürsün. Onların yardımıyla bir köyde, kasabada tecrübe edersin. Yavaş yavaş aşı gibi gelişir. Bunu yaparken, kişisel ve toplumsal yas tutmayı göz önünde tutmak gerekir. Çünkü 45 bin kişi öldü. Benim eski ekibimle 30 yıl çalıştık. Bir kişi bile ekipten ayrılmadı. Bu, sizi insan yapan bir süreç.

Bu tür açılımlarda yeni bir 'anlamlandırma çerçevesi' gerektiğini yazıyorsunuz.

* Bakın benim bildiğim şudur. Türkiye bir daha geriye dönmez. Bunun imkânı yok.

Yani ilerleme sürecine geçtik mi? (Volkan, bastırılmış toplumların gerileme; rahatlayan, demokratikleşen toplumların ilerleme süreçleri yaşadığını anlatır)

* Türkiye, bir daha eski Türkiye olamaz. Bitti. Kıbrıs, Ecevit'in eski Kıbrıs'ına dönemez. Travmalardan sonra yeni bir toplum ortaya çıkar. Bazıları kötüye gider. Mesela Sırplar talihli değildi. Onlar Atatürk gibi birini bulacağına, Miloseviç'i buldular. 600 yıl önceki Kosova Savaşı'nda ölen Sırp liderinin kemiklerini çıkardı. İş jenosite kadar gitti. Eskiden okulda yanında oturan çocuğun Kürt mü, Türk mü olduğu önemli değildi. Bu olaylardan sonra en olumlu Kürt bile Kürt olduğunu biliyor.

Olaylar dediğiniz 1984 sonrası mı?
* Tabii. 45 bin kişi öldükten sonra, kimlik üzerine yapıştı. Yeni Türkiye'de siz Türk olduğunuzu bileceksiniz, ben Kürt olduğumu bileceğim. Barışçıl bir biçimde yaşayacağız.

Türklerin bir bölümü, Kürtleri PKK'lı olarak görüyor. Kürtlerin bir bölümü ise Türkleri, dillerini yasaklayan, onları küçük gören, köylerini yakan insanlar olarak…
* Onlar diyalogda konuşulacak, yası tutulacak. Bunlar konuşulur, ekip tedavi eder.

Devlet kuramamış, kültürü yasaklanmış, şiddete maruz kalmış bir toplum reformlarla tatmin olur mu?
* Reform yapmazsan durum aynen devam edecek. Daha çok aşağılanacaksın. En korktuğum şey Türkiye'de ırkçılığın ortaya çıkması.

Şu anda ırkçılık yok mu?
* Çekirdeği var.

Irkçılık nerede var dünyada bugün?
* Her yerde.

Ama Türkiye'de yok.
* Türkiye'de de var. Ama kötü olmamış. ('kötü'yü açmak için 'malign' yani zarar verici-habis ifadesini kullanıyor.) Türklerle Kürtler, binlerce yıl birlikte yaşadılar. Irkçılık yükselirse -Türkiye'de Allah'a şükür kötüleşmedi- Türkiye paramparça olur.

Bundan sonra niye yükselsin ırkçılık?
* Dünyada 'Biz kimiz' diye bir moda çıktı. Etnik deliğe girdik. Türkiye'ye de sıçradı. Birisi bir şey başlatır, birisi nutuklar çakar mahvolursun.

Devlet Bahçeli "Bölücülük devam ederse dağa çıkarız" dedi.
* Bu onun fikri.

CHP de pek olumlu bakmıyor açılıma.
* Bunlar politikayla ilgili şeyler.

Peki size şöyle sorayım: Türkiye'de gerçek anlamda demokrat, açılımcı bir muhalefet olsaydı, açılım daha sağlıklı sürmez miydi?
* O güç halk.

Yeterli mi?
* Usanmadı mı halk?

Usandı, ama politik süreçte kaç temsilcisi var? Çözüm isteyen ama AKP'ye oy vermek istemeyen kesimler nereye gidecek?
* Bu, yine politikaya giriyor. Böyle bir süreç başlatılırsa tamamıyla politika dışında olacak. Halk için, politika için değil. Tarihi olarak birlikte yaşamışlığımız var. Atatürk'ün elinde yepyeni bir Türkiye var. Ne yapsın? Dediler ki, burada yaşayan herkes Türktür. Bunda kötü bir şey yok.

Doğu'da dağa taşa "Ne Mutlu Türküm Diyene" yazmak iyi niyet göstergesi mi?
* Her tarihi olayı, dönemin koşullarına göre değerlendirmek gerekir. Bu katiyen faşizm değildi. Atatürk millet geliştirmeye çalıştı. Şimdi yeni duruma göre, "Ne Mutlu Türküm diyene" sözü değişebilir.

'Atatürkçü' olduğunu iddia eden bazı gruplar, Ergenekon sanıklarını savunuyor. Çözüme karşı duruyor. "Bu grubun lideri yok, lideri olsa müthiş tehlikeli, faşizan bir güç olacak" diye yazılıyor.

* Atatürk'ün yaptığı modernleşmeyi benimsemiş olan insan bunu yapmaz. Atatürkçülük imajını neden öne koyayım. Atatürk, bir imaj. Atatürk'ün imajını kullanıyorsam, demek ki ben gelişmemişim. Hâlâ bir imaj kullanıyorum.

Televizyon programlarını izliyorum. Hâlâ her gece Sevr'i, Erzurum Kongresi'ni tartışıyorlar.
* Yas tutma süreci parça parça geliyor. 80 yıl geçti. Kişilerin psikolojisi iki-üç senede yatışıyor. Toplumlarda 50-100 sene sürüyor.

Diyalog başlarsa gerilim artar mı?
Belki. Ama düşünün bir hasta var, ameliyatı zor. Bu hastanın ameliyatından vaz mı geçelim?
Abdullah Öcalan'ın kullanılması söz konusu bile olmamalı diyorsunuz.

* Asla olmaz.

Neden?
* Çünkü o sembol oldu. PKK'nın başı olarak mahkûm edilmiş, mahkemeden geçmiş birini alıp bu sürece koyuyorsun.

Bunu Kürtlere nasıl anlatacaksınız?
* Büyük bir felaketin sembolü olmuş. Ben onu bu sürece alamam.

Sizin metodunuzla incelersek, Kürtler, bu çatışmadaki 'geniş grup'lardan biri. Bu grupta bir lider figürü varsa, o Abdullah Öcalan. Burada anlaşıyoruz muyuz?
* Kürtler için.

Birçoğunun lider olarak benimsedikleri kişiyi, diyalog sürecinin tamamen dışında tutmak mümkün olabilir mi?
* Yeni kişilerin ortaya çıkması lazım. Abdullah Öcalan'ı katarsanız süreç bir günde biter.

Peki. Psikanalitik çerçevede anlamaya çalışırsak, Türk siyasetinde 'baba' kim? Bir ara Atatürk'tü, orduydu; şimdi başka yere mi gidiyor?
* Tarih değiştirdikçe yeni babalar ortaya çıkacak.

Sembolik düzende bir kayma var diyebilir miyiz?
* Şu anda bir kafa karışıklığı var. Laik misin, dinci misin? Türk müsün, Kürt müsün? Dünyada olan süreç bu. Sadece Türkiye'de değil. Medeniyet değişiyor. O şekilde düşündüğümüzde daha rahat ederiz.

Kitabınızda bir bölüm dikkatimi çekti:

"Tutucu, homojen bir yapı oluşturup, kendisine yapay bir kimlik oluşturan grup, etrafına da gri kahverengi amorfik bir ortam kurar." Aklıma Ankara geldi nedense.

* (Gülüyor) Kıbrıs daha iyi örnek. Öfkeler içe döndü mü ortamı mahvediyorsunuz. Mülteci kamplarına gittiğinizde bunu görüyorsunuz. Büyük bir stres var. Kızıyorsunuz. Kızgınlığınızı içinize atıyorsunuz. Her taraf gri oluyor.

Ankara'nın caddeleri gibi... Şu işleri çözsek Türkiye rengârenk bir ülke olmaz mı?
* Stres olmayan yerde renkler yavaş yavaş ortaya çıkar.

Siyasetle ilgili her şey söylendi. Ama Kürt açılımının bir de toplumsal boyutu var. İnsanların yaşadığı çalkantıyı anlamak, işin psikolojisini yönetebilmek gerekiyor. 45 bin ölünün açtığı yara nasıl kapanacak? Hükümet bu soruyu ona sordu. Cevapları öğrenmek için, ABD'ye dönmesinden bir gün önce Kıbrıs'ta kapısını çaldık. Prof. Dr. Vamık Volkan'ın ağzından laf almak kolay olmadı.

VAMIK VOLKAN KİMDİR?

1932'de Kıbrıs'ta doğdu. Kıbrıs Türk Lisesi'ni bitirdi. Türkiye'ye geldi, Ankara Tıp Fakültesi'nden 1956'da mezun oldu. Türk vatandaşı olamadığı için çalışma şartları zordu. ABD'ye, Şikago'ya gitti. Üç ay sonra babasından gelen mektupta, en yakın arkadaşının Kıbrıs'ta bir eczanede milliyetçi Rumlar tarafından öldürüldüğünü anlatan gazete kupürü çıktı. 10 yıl Türkiye ve Kıbrıs'a gelmedi.

2002'ye kadar tam 45 sene Virginia Üniversitesi'nde ders verdi. 18 yıl üniversite hastanesinin başhekimliğini yaptı. 40 kitap yazdı; psikolojik çatışma ve kimlik konularında sayısız araştırma ve saha çalışması gerçekleştirdi. Üç kez Nobel Barış Ödülü'ne aday gösterildi.

1979 ile 1986 yılları arasında Mısırlılar, Filistinliler ve İsrailliler arasındaki gayriresmi görüşmelere katılan Volkan, taraflar arasındaki çatışmaların psikolojik nedenlerini inceledi. Sovyetler Birliği çöktükten sonra Rusya'nın Baltık ülkelerinden barışçıl bir şekilde ayrılması için yedi yıl uğraş verdi. Gürcistan'da kitlesel travmalar üzerinde çalıştı.

Volkan'ın Girne'deki bahçesindeyiz. Siyasete uyguladığı 'ağaç modeli'nde gövde diyalog demek. Bakalım, Kürt açılımınında 'ağaç modeli'yle rol alacak mı?
"benim bildiğim şudur: türkiye bir daha geriye dönmez. Bunun imkânı yoktur,"

Girne'deki eve girdiğimde "Kitaplarınız harikaydı" dedim. "Onlar benim hayatım. Bu sokaklarda misket oynardık. Bir gün buralara geleceğimi tahmin edemezdim" diye karşılık verdi.

"türklerle kürtler binlerce yıl birlikte yaşadılar.ama ırkçılık yükselirse türkiye paramparça olur "

Vamık Volkan'ın görüşlerine, aslında işin en zor kısmı için başvuruluyor. Kürtler ve Türkler masaya oturmaya karar

verdiklerinde, birbirlerini 'aşağılamadan' konuşmalarını sağlamak için devreye girebilir. Kendisi şu an için "Böyle bir teklif yok" diyor.

"yeni kişilerin ortaya çıkması lazım.abdullah öcalan'ı katarsanız süreç bir
günde biter."

AKP hükümeti, Kürt açılımı konusunda Vamık Volkan'ın görüşlerine sık sık başvuruyor. Hükümet, Volkan'ın önerdiği modeli uygulamayı başarırsa, travmalar, barışın önündeki engel olmaktan çıkabilir.

Çınar Oskay
coskay@doganburda.com
fotoğraf: MURAT KIVRAK


#
#
#
#
#
#

Yorumlar
 
abdullah öcalan'ı sürecin dışında tutmak öle kolay değil.kendisi savaşın bir tarafı.konu psikolojik ollduğu kadar siyasi.prof. işin sisyasi yönünü görmezden gelerek topluma hasta gözüyle bakarak çözmeye çalışıyor.ama sorunun diğer tarafı devletin başını görmezden gelebilir mi
   
[Misafir-28 Kasım 2009 Cumartesi 01:31]
   
  

  YAZARLAR
  FOTO GALERİ
  VİDEO GALERİ
  AYIN FOTOSU
DB
Copyright TempoRSS Dergisi | Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. Hürriyet Medya Towers 34212 Güneşli - İstanbul