AŞK, TUTKU, ŞÖHRET VE PAPARAZZİ


75'inci doğum günü şerefine, Londra Hyman Galeri'de bu ay düzenlenen 'Brigitte Bardot ve Orijinal Paparazzi' sergisini düzenleyen James Hyman'a göre, Bardot, fabrikasyon film yıldızlığının antitezi. "Doğal, çıplak ayaklı, dağınık saçlı, makyajsız. O özgürlüğün, coşkunun ve gençliğin timsali." Trajik aşkların, paparazzilerin kıskacında defalarca intiharın eşiğinden dönen bir yıldızın, dünyanın gelmiş geçmiş en seksi kadınının hikâyesi, Bardot'nun hep kaçtığı paparazzilerin 'yakaladığı' anlarla yeniden canlanıyor.

Bardot henüz 18 yaşına basmamış küçük bir balerinken, Elle dergisinde çıkan bir resmi, hayatını değiştirdi. Şapka tasarımları yapan annesinin, reklam fotoğrafları için kızını kullanması üzerine Elle dergisi Brigitte'in tatlı yüzünü keşfedip, onunla bir çekim yapmak istemişti. Muhafazakâr anne Toty, ilk başta bunu bir skandal olarak görse de, adının kullanılmaması şartıyla fotoğraf çekimine izin verdi. İsmi yerine kullanılan 'BB', sonraki yıllarda bir ikonun imzasına dönüşecekti.
Bu sırada St Germain'in kıpır kıpır sokaklarında, caz dinleyerek, hayalperest sohbetlere dalan Rus göçmeni Roger Vadim, gazetecilik ve yazarlığın yanında yönetmenlik düşleri kuruyordu. Bardot'nun Elle dergisindeki fotoğrafını gördüğünde yönetmen Marc Allégret'nin asistanıydı. Vadim'in Allégret'ye yeni filminde Bardot'yu oynatması için ısrar etmesi, uzun yıllar sürecek bir ilişkinin ve dostluğun başlangıcı oldu.

Roger Vadim'le tanıştığı anda, bu renkli adamın karizmasına kapılan ve deliler gibi âşık olan Brigitte, sevgilisiyle Paris'in en lüks restoranı Maxim'de yediği yemeklerden, onun apartmanında tanıştığı tüm yetenekli insanlardan, sinemanın tuhaf çekiciliğinden çok etkileniyordu. Fakat ailesi 18 yaşına kadar Vadim'le görüşmesini yasaklamış, onu İngiltere'de yatılı okula göndermekle, hatta Roger'yi öldürmekle tehdit etmişti. Bu Brigitte'i engellemiyor, 'Vava'sından uzak olduğu günleri, derin bir melankoli içinde onu özleyerek geçiriyordu. Vadim ile birlikte çalıştığı 'La Trou Normand'ın çekimleri sırasında hamile kaldı. İsviçre'de yaptırdığı kürtaj ağır geçmişti. Bu operasyon, onu sonraki yıllar boyunca etkileyecek, annelikle ilgili korkulu, karışık duygular beslemesine sebep olacaktı. Ailesi operasyonu hiç öğrenmedi; yine de onu Roger'den uzak tutmak istiyorlardı. Vadim'in Güney Fransa'da çalıştığı günler sırasında, Bardot ilk intihar girişiminde bulundu. Çiftin ayrılamayacağını anlayan ailenin de ikna olması sonucu Brigitte 18 yaşına basar basmaz evlendi. Rue Chardon Legache'da bir ev tuttular. Bardot, yemek pişirmeyi öğreniyor, çikolatanın cildine zarar vermesinden başka bir şeyi endişe etmemeye çalışıyordu. Ama para sıkıntıları vardı. Roger'in müsrifliği, elinin sıkılığıyla bilinen eşini rahatsız ediyordu.

VADİM KADINI YARATTI
Vadim ve Bardot, birlikte birkaç film çekmiş, Avrupa'da Bardot'nun şöhreti yükselmeye başlamıştı. Bir gün Luynes kontesinin şatosunda katıldıkları bir davet, Bardot'nun hayatını derinden sarsan bir ana sahne oldu. Davet şerefine bir geyik avı düzenlenmişti. Vurulan geyiklerden biri gözlerinin önünde kanlar içinde yere yığıldığında ona acı içinde sarılan Bardot, sonraki yıllarda avcılara karşı içinde gittikçe büyüyen bir tiksinti besledi. O gün de, partiyi hışımla terk etti.

Vadim'in güzel eşinden beklediği patlama 1956 senesinde geldi. 'Ve Tanrı Kadını Yarattı' filminde, St Tropez'nin sessiz balıkçı tekneleri arasında çıplak ayaklarıyla gezinen Juliet Hardy rolündeki Bardot, iki kardeşi kıskançlıktan birbirine düşüren bir kadını oynuyordu. Bu kardeşlerden biri, Jean-Louis Trintignant'dı. Brigitte, onun güneyli taşralılığından hoşlanmıyor, Trintignant da, Bardot'nun prima-donna tavırlarını itici buluyordu. Ama zaman içinde Roger'den çok daha farklı olan bu adama tutuldu. İçindeki aşk git gide büyürken, Vadim'le evliliği sürüyordu. Başlarda gizli gizli Paris'te otel odalarında buluşuyorlardı. Evliliği sona erdikten sonra, Jean-Louis, Bardot'nun yeniden dekore ettiği eve taşındı. Ne televizyon, ne radyonun olduğu bu evde, birlikte yemek yapıyor, şarap içiyor, klasik müzik dinleyip, şiir okuyorlardı. Bardot'nun beraber olduğu tüm erkeklerin içindeki sanatçıya ilham veren varlığı Trintignant'ı da derinden etkilemişti. İki yıllık ilişkileri, Jean-Louis'nin askerliği, Bardot'nun müzisyen Gilbert Bécaud ile onun yokluğunda kurduğu yakınlık sebebiyle sona erdi. Tüm bu sıkıntıların ardından 9 Şubat 1958'de yine bir intihar girişimiyle gazetelere manşet oldu.

GENÇ ANNE VE ÂŞIKLARI
Kısa bir süre sonra da tek oğlunun babası Jacques Charrier ile tanıştı. Biyografist Willi Frischauer'a göre, Bardot, ilk tanıştıkları anda ondan bir çocuk istediğini biliyordu. Nefesini tutup yanına gitmiş ve onun çocuğuna harika bir baba adayı olacağını düşündüğünü söylemişti.
Bardot, hayatı boyunca paparazzilerden, dedikodu sütunlarından nefret etti. Hakkında çıkan haberlerden çok etkileniyordu. 26'ncı doğum gününde de intihar etmeye kalkıştıktan sonra ikinci kocası Charrier'den ayrılıp, bir süre tedavi gördü. Oğulları Nicholas, Charrier'nin ailesiyle kaldı ve büyüyene kadar Bardot'yla görüşmedi.

Bardot, daha sonra Alman playboy Gunter Sachs ve en son Berbard d'Ormal ile iki evlilik daha yaptı. Ama en romantik ilişkileri, aynı ülkenin akla kara gibi iki farklı müzisyeni Serge Gainsbourg ve Sacha Distel'le yaşadıklarıydı. Distel ile 'Ve Tanrı Kadını Yarattı' çekimleri sırasında tanışan Bardot, daha sonra ünlü müzisyenle 'Le Soleil de Ma Vie'de düet yaparken Serge Gainsbourg arkada gitar çalıyordu.

Bardot, kariyeri boyunca magazin dergilerinin kapaklarında, göğüslerini belli belirsiz bir kumaş parçasıyla örten fotoğraflarıyla, beyaz perdede saçlarını savurup incecik belini kıvırarak salınışıyla, daha önce sinemanın görmediği doğallıkta bir seks sembolüydü. Seksi değil, dağınık bir yatakta günlerce sevişmeyi çağrıştıran bir gerçeklik vardı üzerinde. Stereotiplere sıkıştırılmanın rahatsızlığını çok kez yaşamış olsa da, Jean Luc Godard'ın 'Le Mépris'si gibi sanatsal değeri yüksek filmlerde de rol aldı. Godard önce Sophia Loren ve Marcello Mastroianni'nin oynaması planlanan filminin çekimleri bittikten sonra çekip, filmin açılış sahnesi yaptığı sekansta, Bardot'nun da tiksindiği film endüstrisi klişelerini iğneliyordu. Yatakta kocası Paul ile çırılçıplak yatan Camille (Bardot) ona en tatlı kedi sesiyle "Burnumu seviyor musun? Dudaklarımı seviyor musun? Göğüslerimi seviyor musun? Gözlerimi? Kulaklarımı? Her şeyimi?" diye soruyordu.
Paul'ün yanıtı filmin çekildiği 1963 senesinde tüm erkeklerin içinde derinden hissettiği şeydi:
"Evet, her şeyinle, şefkatle, trajik bir biçimde…"



#
#
#
#
#
#

Yorumlar
 
  

  YAZARLAR
  FOTO GALERİ
  ÖZEL


KORKUSUZ KADININ HİKÂYESİ
Üzerinde, siyah kısa kollu tişört, siyah pantolon, siyah botlar vardı. Yüzü deforme olmuştu. Kaza geçirdiğini düşündüm.
  VİDEO GALERİ
  AYIN FOTOSU
DB
Copyright Tempo Dergisi | Doğan Burda Dergi Yayıncılık ve Pazarlama A.Ş. Hürriyet Medya Towers 34212 Güneşli - İstanbul