Röfleli kız ve Makedonya'da 'Van Minüts'

Prof. Dr. Nilüfer Narlı ile söyleşi yapacağım üç haftadır belliydi. Ama tüm hayatım boyunca yaptığımı yaptım ve söyleşiden önceki akşam dersime çalışmadığımı hatırladım. Heyecanlandım; sanki sınava girecektim. Arkamdan Marx, Durkheim, Foucault, Heidegger ve Habermas koşuyordu. Neyse ki, hemen aklıma geldi; soruları ben soruyordum. Dünya öyle bir eşikte ki, bir sosyologa her şeyi sorabilirsiniz artık. Ben de öyle yaptım. Şu sıra ülkenin ve dünyanın sorunlarıyla, benim ilgi alanlarım kesişmişti Allah'tan. Nilüfer Narlı'ya İsviçre minarelerini, demokratik açılımı, Chavez'i, Ahmedinejad'ı, İzmir'de taş atan röfleli kızı ve Makedonya fatihi Recep Tayyip Erdoğan'ı sordum. Ve garip bir şey oldu; öyle güzel anlattı ki, ben de sorularımı beğenir oldum sonuçta. Yine de kendime dair küçük bir itiraf; söyleşiyi yazarken sorularımın ufak tefek yerlerini düzelttiğim halde, onun söylediklerine hiç dokunmadım, gerek yoktu.
İSVİÇRE'DE MİNARE YASAĞI SONRASINDA BİR KİLİSE, ÇANINI SEMBOLİK OLARAK MİNARE İLAN ETTİ. İMAMI VE PAPAZI BU MİNAREDE BERABER GÖRDÜK. BİR TARAFTA YASAK KARARI, DİĞER TARAFTA KİLİSENİN TAVRI DÜŞÜNÜLDÜĞÜNDE BU İKİ KÜÇÜK OLAY BİZE AVRUPA VE DÜNYA HAKKINDA NELER SÖYLÜYOR? BİR TARAFTA YASAK KARARI, DİĞER TARAFTA KİLİSENİN TAVRI.
Önce İsviçre cephesinden, sonra Avrupa'da yaşayan Müslümanların bakış açısından yaklaşmak gerekiyor. İsviçre'deki minare yasağında, İslami sembollerin kamu alanında sergilenmesinden duyulan rahatsızlığı görüyoruz. Bu rahatsızlık neden şimdi ortaya çıktı? İslami sembollerin kamu alanında sergilenmesinden duyulan tedirginlik 11 Eylül'le başlıyor. Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon'un bombalanmasından sonra, 'İslamofobia'nın güçlendiğini görüyoruz. Daha sonra Avrupa'da, Madrid ve Londra'da patlayan bombalar var.
Avrupa'daki Müslümanlar açısından baktığımızda da, Müslümanlar, 'siz bizim için kutsal minareyi bile görmek istemiyorsunuz, beni nasıl kabul edeceksin?' diyebilir. Bu reddedilmişlik duygusu hoşnutsuzluk yaratacağı gibi, onların kültürel ve duygusal entegrasyonunu engelleyici rol oynayabilir. Bu süreçte Müslümanlar içe kapanacak ama dini sembollerini yaygınlaştırma arzuları kamçılanacak. Bu durum, kültürler arası çatışmayı derinleştirebilir. Ben 'medeniyetler çatışması' sözünü kullanmak istemiyorum. Avrupa'daki çatışma, dini ve kültürel sembollerin birbiriyle savaşı düzeyinde.
HATTA TÜRKİYE'YE KADAR GELDİ.
Bombalama olayları Avrupa topraklarını aştı ve Türkiye'deki Avrupa kurumlarının tahribini amaçlayan eylemlerle dünyayı sarstı. İstanbul'daki sinagogun ve İngiltere Başkonsolosluğu'nun bombalanması Müslümanlarla ilgili önyargıları güçlendirdi.
"HİKMET SAHİBİ TAVIR"
MÜSLÜMANLARIN TEPKİSİ NE OLDU?
Avrupa ve ABD'de yaşayan Müslümanlar önce içe kapandı; sonraysa Müslüman kimliğiyle ilgili seslerini yükseltmek için, iddialı bir duruş sergiledi. İslami sembolleri kamu alanında daha çok öne çıkararak, dinlerine karşı algıladıkları tehdide tepki verdiler. Örneğin 11 Eylül'den sonra, Fransa'da başörtüsü yaygınlaştı. Ayrıca Batı'da, göçmenlerin ve Müslümanların Avrupa normlarını benimsemeyip, yarattıkları paralel toplumlarda, İslami kurallara uygun bir hukuk sistemini tercih ettiklerine dair endişe var. Bu kaygı, Almanya'daki siyasi liderler tarafından 2003'ten beri yeri geldikçe dile getiriliyor. Bu ortamda, Müslümanlara karşı önyargılar güçlendi. Müslümanlar da kendilerini reddedilmiş hissediyor. Minare krizi de, yaşanan gerilimi tırmandırdı. Fakat Avrupa'da hikmet sahibi insanların ortaya çıkıp, gerilimi azaltmak için yaratıcı yaklaşımlar ortaya koyabileceğini düşünüyorum.
.
PAPAZ BİLE, SÖYLEDİĞİNİZ O UZLAŞTIRICI ENTELEKTÜEL GRUBUN İÇİNDE.
Çatışmanın güçlenmemesi için, Avrupa'daki entelektüeller ve hikmet sahibi politikacılar girişimlerde bulunacak. Sizin örneğinizdeki papaz, semboller üzerinden daha fazla çatışma çıkmaması için, hikmet sahibi biri olarak tavır koyuyor. Sarı kart gösteriyor.
MİNARE YASAĞIYLA İLGİLİ KAMUOYU YOKLAMALARINDA YÜZDE 30 'HAYIR OYU' ÇIKIYORDU. AMA REFERANDUMDA YÜZDE 50'Yİ BULDU. İSVİÇRE TOPLUMU REFERANDUM ÖNCESİ YOKLAMALARDA -SİZİN DEYİMİNİZLE- HİKMET SAHİBİ DAVRANDI. ANCAK OY VERİRKEN, KENDİSİYLE YALNIZKEN CAYDI. TOPLUMDA 'HAYIR'I SAVUNMAYA UTANAN KİŞİLER, İÇTEN İÇE DİĞERLERİYLE AYNI KORKUYU MU PAYLAŞIYOR? 20 PUANLIK FARK BU ŞEKİLDE Mİ ORTAYA ÇIKTI?
Bu farkı değerlendirirken, yasağı destekleyen grupları ve onların son aylarda yürüttüğü güçlü lobi faaliyetlerini unutmayalım. Kendisiyle mülakat yapılanlar, 'politik olarak doğru olmak' için "Tabii ki Müslümanların camileri ve minareleri olabilir" gibi bir cevap vererek tolerans söylemini desteklerken, sandıkta yalnız karar verirken, sert tavır alarak "Minarelere hayır!" demiş olabilir.
MEDENİYETLER ÇARPIŞA ÇARPIŞA GÜZEL BİR ROTAYA GİRECEK UMUYORUZ, AMA İSLAM DENİLİNCE, AKLINA SADECE NEGATİF İMAJLAR GELENLER VAR. MESELA 11 EYLÜL, EL KAİDE, CANLI BOMBALAR, TÜRBAN, BURKA, HIRSIZLIĞA EL KESME CEZASI, ZİNAYA RECM, DOMUZ BAĞI VE BANYODA KURBAN KESENLER… HIRİSTİYANLIK DENİLİNCE DE, İNANÇSIZLIK, ÇİFTE STANDART, YÜZLERCE YILLIK SÖMÜRÜ, SAPKINLIK VS. AKLA İLK GELENLER... BU DURUMDA KÖTÜ SENARYO NE OLABİLİR?
Burada öncelikle 'önyargı'dan bahsedelim. Çünkü İslam denilince akla El Kaide veya banyoda kurban kesme, Batı denilince de ikiyüzlülük veya tüm ahlaki değerleri hiçe sayan bir cinsel özgürlük geliyor. İkisi de yanlış. Bu yanlışın sebebi, çocukluktan itibaren önyargıları öğrenme sürecimiz. Öteki ile ilgili yanlış bilgileri ve efsaneleri sorgulamadan kabullenmemiz. Çocukluğumuzdan itibaren 'biz' ve 'onlar' ikilemine dayalı bir öğrenme sürecinden geçeriz. Bu süreçte ailemiz, okul ve medya bize, bizden farklı olan onları önyargılarla anlatabilir, onları şeytan ve düşman olarak gösterebilir. Bu süreç de, 'biz' ve 'onlar' olarak gördüğümüz taraflara karşı bilenmemizi güçlendiriyor. Değişen siyasi ve sosyal koşullar eski önyargıları diriltip, onları yeni bir formda sunuyorsa, ayrıca yeni önyargılar ekliyorsa, önyargı, ötekileştirmenin ötesine geçip 'insan dışılaştırma'ya dönüşüyor. Maalesef dünyada birçok grup, birbirine bunu yaparak çatışmaları derinleştiriyor.
"TÜRKİYE İZLENİYOR"
TÜRKİYE, BU SORUNLARIN ÇÖZÜMÜNDE, DÜNYADA NEDEN BU KADAR İZLENİYOR? BİZE HEP DÜNYADA ÖZEL BİR YERİMİZ OLDUĞU SÖYLENİYOR. (ACABA TÜRK'ÜZ DİYE BİZE Mİ ÖYLE GELİYOR?) TÜRKİYE ÜZERİNDEN AB TARTIŞMALARI, DÜNYA AÇISINDAN NELER SÖYLÜYOR?
Biz Türkiye'deyiz diye böyle gelmiyor. Türkiye gerçekten izleniyor. Özellikle Ortadoğu ülkelerinde, 10 yıl önce, az sayıda Arap gazeteci Türkiye'ye gelip bilgi toplardı. Şimdi birçok Arap gazetesinin ve televizyonunun burada muhabiri var. Ortadoğu ülkeleri, Türkiye'nin İslam'ı, demokrasiyi ve modern yaşamı uzlaştırma deneyiminden yararlanmak istiyor. Türk TV dizilerinin Arap dünyasında popülerleştiğini görüyoruz. Çünkü Müslüman bir ülkede, kentli yaşamda liberal kadın - erkek ilişkileri, Arap gençlerini ve kadınlarını etkiliyor. Oradakiler belki Dallas'ı izlediğinde özdeşlik kuramıyor ama Türk kahramanlarla kolay özdeşlik kurabiliyor.
KAHRAMANLARIN İSİMLERİNİ DE DEĞİŞTİRİYORLAR, GALİBA MUHAMMED FALAN YAPIYORLAR.
Dubai'de bir hanım, dizideki kadın kahraman evlendiği için kurban kesip dağıtmış. Türk dizilerini bu kadar yoğun bir duygusal bağlılıkla ve heyecanla izliyorlar. Batı'dan bakıldığında da, Türkiye'nin bölgede kültürel gücünü artırdığı ve arabuluculuk rolünü üstlendiği görülüyor. Bugün Batı da Türkiye'yi izlemeye başladı.
İSLAM VE HIRİSTİYANLIK EKSENİ, TABİİ Kİ TEK EKSEN DEĞİL. VENEZUELA DEVLET BAŞKANI HUGO CHAVEZ VE İRAN CUMHURBAŞKANI MAHMUD AHMEDİNEJAD`I, ARALARINDAN SU SIZMAYAN, DOST YAPAN EKSENİ NASIL TANIMLAMALIYIZ?
Bunu 'küreselleşme karşıtlığı' ekseni olarak görüyorum. Diğer birleştirici unsur da hoşnutsuzluk politikası. Eski dönemlerde "İran neresi, Venezuela neresi?" denilirdi. Amerika, dünyanın 'süper gücü' olarak, izlediği politikalarla hem İran hem de Latin Amerika'da rahatsızlık uyandırdı. Böylece 'hoşnutsuzluğun koalisyonu' ortaya çıktı. Afganistan ve Irak Savaşı'nın yarattığı olumsuz koşullar da bu hoşnutsuzluğun koalisyonunu güçlendirdi.
HÂLÂ DA TÜRKİYE'DEN TALEPLERİ VAR GALİBA.
Evet. Afganistan'a asker yollama konusu var. Türk askerinizin sadece barış gücüne katkısı değil, savaşacak asker ihtiyacına cevap verme talebi, hoşnutsuzluğu artırabilir.
KÜRT AÇILIMI, ERMENİ AÇILIMI, ORTADOĞU AÇILIMI DERKEN TÜRKİYE TAM OLARAK NE SÖYLÜYOR?
Demokratik açılımı duyunca sevindik. Çünkü Türkiye'nin demokrasi sorunlarını toptan ele alacak ve çözüm üretecek bir pakete ihtiyacı var. Aklımıza böyle bir demokrasi paketi geldi. Bu paket Kürt açılımı olarak anlatılınca, tepkiler üzerine 'Milli Birlik Beraberlik Projesi' olarak adı değiştirildi. Bu açılım, altı doldurulacak bir süreç. Hükümet kamuoyunu test ederek yol haritasını oluşturuyor. Yine de bu proje, kamuoyuna net bir yol haritasıyla anlatılamadığı için güçlü tepkiler ortaya çıktı. Demokratik açılım son derece desteğe değer. Fakat pakete, insan haklarıyla ilgili maddelerin eklenmesi gerekir.
HÜKÜMET, DIŞ POLİTİKADA DA ERMENİ VE KIBRIS PROBLEMİNİ ÇÖZMEK İÇİN UĞRAŞIYOR. BUNLARI BİRBİRİNE BAĞLI DÜŞÜNÜRSEK...
Ermeni açılımı son derece yerinde bir inisiyatif. Son yıllarda sivil toplum, iş adamları ve medyadan Türk - Ermeni ilişkilerinin normalleşmesi için katkılar var. Resmi düzeyde atılan adım için zemin hazırladılar. Tabii ki Karabağ koşulunu hepimiz destekliyoruz. Türkiye - Ermenistan ilişkileri normalleşirse, Türkiye'nin üzerinde kılıç gibi sallanan Ermeni yasa tasarısıyla ilgili kaygılar azalabilir. ABD başkanları soykırım kelimesini kullanırsa endişesinden kurtulabiliriz. Çünkü Türkiye'nin ve Ermenistan'ın insanları, "Onlar da bizim gibi" dediklerinde birbirlerini daha kolay tanıyacaklar. Türkiye, Kıbrıs'la ilgili olumlu adımlar attı. Fakat Rum tarafının işi yokuşa süren tavrı sorunu katmerleştirdi. Türkiye, 'çözümsüzlük en iyi çözümdür' anlayışını geride bıraktı ama Rum tarafı geleneksel politikadan vazgeçmiyor.
ONUR ÖYMEN'İN DERSİM KONUŞMASI, KILIÇDAROĞLU'NUN ALKIŞLARI, ALEVİLERİN PAZARA DÜŞMÜŞ MAL GİBİ PAYLAŞILAMAMASI DÜŞÜNÜLDÜĞÜNDE, TARİHİMİZE YÖNELİK OLAYLARI DEĞERLENDİRİRKEN ÖYMEN'E HANGİ TEŞEKKÜRÜ, HANGİ AÇIDAN BORÇLUYUZ?
Tarihle ilgili konularda konuşurken çok dikkatli olmalıyız. Çünkü tarihin kutusu da, tıpkı Pandora'nın kutusu gibidir. İçinden ne çıkacağı bilinmiyor. Dersim konusunun olumsuz bir söylemle gündeme gelmesi üzerine birçok siyasi grup, Aleviler üzerinden yürütülecek siyasi ranta gözünü dikti. Bu konudaki müthiş rekabet hem Alevileri incitti hem çatışma söylemini besledi. Şu anda Türkiye'de ciddi bir kutuplaşma olduğu için tarihe göndermeler yaparken dikkat etmek gerekiyor. Her bir sözcüğe, sembole öyle farklı anlamlar yüklenmiş ki, büyük provokasyonlar yaratılabiliyor.
İZMİR'DE DTP KONVOYUNU TAŞLAYAN RÖFLELİ KIZ, ASLINDA NEREYE TAŞ ATIYOR? HİÇ GİTMEYECEĞİ, AŞAĞILADIĞI BİR COĞRAFYANIN TÜRKİYE'DEN AYRILMA İHTİMALİNE Mİ? BEBEK KATİLİ APO'YA MI, ÇOK ÇOCUK YAPAN KARA KURU İNSANLARA MI, BATI'YA GÖÇ ETTİRİLEN BU İNSANLARIN GÖZE FAZLA GÖRÜNMESİNE Mİ?
İzmir'de taş atan insanları anlamak için, dağdan inenlerin Habur'da bayram gibi karşılanmasının yarattığı tepkilerden başlamak gerekir. Bu durum öylesine bir infial yarattı ki, birçok insan şöyle düşünmeye başladı: "Türkiye hani teröre karşı savaşı kazanmıştı? Yoksa dağdakiler mi savaşı kazandı?" Onlar teslim olurken, DTP'lilerin karşılamaya gitmesi, son derece anlayışla karşılanacak bir davranış. Fakat olayın bir anda büyük bir mitinge dönüşmesi infial yarattı. Bunun üzerine DTP İzmir'e çıkartma yapıyor gibi algılandı. Orada kalabalığın üzerine otomobil sürülmesi eklenince, İzmir'deki insanlar o infialle taş attı. Bu olay her yerde vuku bulabilirdi. Yoksa İzmirliler aşırı siyasi tavırlardan uzak, Türkiye'nin mutedil sayabileceğim insanlarıdır.
DTP BERLİN'DE TAŞLANSA 'FAŞİST BERLİN' Mİ OLACAKTI?
İzmirlilere faşist denilmesi de yanlış.
BÖYLECE GENELLEME YAPILMIŞ OLUYOR.
İzmir'den sonra başka illerde de benzer olaylar yaşandı.
BAŞBAKANIMIZ MAKEDONYA'YA DAİR BİR KONUŞMASINDA, İSİM HAKKINI VERMEK İSTEMEYEN YUNANİSTAN'A ÇATIYOR. (YUNANİSTAN, 'MAKEDONYA CUMHURİYETİ' İSMİ YERİNE, 'ESKİ YUGOSLAVYA CUMHURİYETİ MAKEDONYA' ADINDA ISRAR EDİYOR.) BAŞBAKAN O KONUŞMASINDA ADETA MAKEDONYA KRALI OLMUŞ, SÜREKLİ TELEVİZYONLARDAYMIŞ MAKEDONYA'DA. 'VAN MİNÜTS' TAVRI İÇERİSİNDE DEĞERLENDİRİLEBİLECEK BU HAREKETLER, TÜRKİYE'NİN HEDEFLEDİĞİ YENİ POZİSYONA DAİR BİZE NELERİ GÖSTERİYOR?
Türkiye, Balkanlar'da da son 15 yıldır takip ediliyor. Özellikle Sovyetler Birliği'nin dağılmasından sonra, siyasi duvarlar da çöktü. Balkanlar'daki birçok ülkenin insanları, serbest piyasa ekonomisinin uygulandığı ve kültürel olarak kendilerini yakın hissettikleri Türkiye'ye gelip gitmeye başladı. Balkanlar'dan Türkiye eksenli insan, mal ve hizmet dolaşımı hızlandı. İstanbul, Karadeniz'in ticari merkezi haline dönüştü. Balkanlar Türkiye'deki siyasi gelişmeleri ve ekonomik gelişmeleri yakından takip ediyor. Ayrıca pop kültürü de izliyorlar.
ÖYLEYMİŞ BENİ DE KONSER İÇİN ÇAĞIRDILAR.
1996'da Makedonya'ya gittiğimde de, Türkiye'deki şarkıcıları biliyorlardı. Makedonya'nın isim konusunda ciddi bir sıkıntısı var. Yunanistan baskı yaptıkça Makedonyalılar isim meselesini, gurur meselesi haline getirmeye başladılar. Dolayısıyla onlara başbakanın sözü ilaç gibi gelmiştir.
 |
|
|
|
|
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
|