Bu adamlar ne yapıyor?

Kurbağa bacağı, yılan balığı, deniz salyangozu… Türkiye'de neredeyse hiç tüketilmiyorlar. Ama yurt dışında alıcıları çok. Türkiye'de sesi pek çıkmayan büyük bir sektörün izini sürdük. Bakın, Avrupa'nın ünlü şeflerinin tabaklarını süsleyen bazı yemeklerde kimlerin, nasıl bir emeği var.
Hüseyin Alsancak
Karanlık toprak bir yolda, üzerinde iki kişi olan küçük bir motosikletin peşinde ilerliyoruz. Gece, araçların ışıklarıyla aydınlanıyor. Edirne İpsala'da, çeltik tarlaları arasında kurbağa avlamaya gidiyoruz. Uzakta İpsala'nın ışıkları görünüyor; hava yağdı yağacak. Rüzgâr, çeltik tarlalarını yalayıp, geçerken bir deniz dalgalanıyor sanki. Uçsuz bucaksız tarlaların ortasında, biraz önce önümüzde ilerleyen kurbağacıların keyifle tulumlarını giymesini izlemeye başlıyoruz. Avcılar Mustafa Azgın ve Yılmaz Karaağaç'la, Sagun Group'un bölgede 1968'den bu yana çalışan fabrikasının müdürü Erol Tansık aracılığıyla tanıştık. 40'lı yaşlarını geçmiş, evli, çoluk çocuğa karışmış avcılar, çocukluklarından bu yana kurbağa avladıklarını söylüyor. Mesleğe anne ve babalarının yanında kurbağa toplayarak başlamışlar. Tulumlarını giydikten sonra yaklaşık bir metre derinliğindeki sulama kanalına pervasızca iniyorlar. O kadar alışmışlar ki, Mustafa, ayağı kayıp sendelediğinde korkmak bize kalıyor. Hâlbuki biraz önce göğüslerine kadar uzanan tulumlarına su girdiğinde, kanallarda olmanın ne kadar tehlikeli olduğunu anlatıyorlardı. Şimdi ikisi de birbirlerine gülüyor, neşe içinde kurbağa toplamaya başlıyorlar.
Mustafa ve Yılmaz, ülkemizde pek tüketilmeyen, ancak yurt dışına pazarlanarak önemli döviz girdisi yaratan bir sektörün pek bilinmeyen iki kahramanı. Ünlü Fransız şeflerin kurbağa bacaklı yemeklerinde emekleri var. Kurbağa dışında deniz salyangozu, jumbo karides, yılan balığı, orkinos ve daha birçok ürün… Türkiye'de yakalanıyor; kimileri canlı, kimileri ise işlenerek yurt dışına ihraç ediliyor. Bir de henüz ihraç edilmeyen bazı hayvanlar var. Kars kazı ve devekuşları bunlara örnek.
KARANLIKTA KURBAĞA AVI
Meriç nehriyle beslenen geniş ve sulak çeltik tarlaları, kurbağalar için mükemmel bir yuva. Ekinler toplanmadan çeltik tarlalarının arsında büyüyen kurbağalar, ekim-kasım ayları geldiğinde hasat yapılan tarlalardan kaçarak her yanı dolduruyor. Erol Tansık, "Özellikle bu dönemde herkes kurbağacı oluyor" diyor. Normalde, bölgede geçimini kurbağa toplayarak sağlayan sadece 25 kişi var. Onların haricinde yaklaşık 10 kişilik bir grup ise yasak olan dönem hariç bütün yıl boyunca kurbağa toplayıcılığı yaparak geçimini sağlıyor.
Genellikle gece yapılan kurbağa avının püf noktası gazlı gece lambası. Su geçirmez tulumlarla, gaz lambasının pompasına basa basa kanallarda dolaşan avcılar, ellerindeki lambaları kurbağalara yaklaştırıyorlar. Bu sırada gece karanlığına adapte olmuş hayvanların içine düştüğü geçici körlükten faydalanarak onları yakalıyorlar. Kurbağaların hiç incinmemesi gerek; zira sadece canlısı para ediyor. Ağırlıkları 20 ila 40 gram olan kurbağalar 'medium', yani orta olarak sınıflandırılıyor. 40-60 gram arasında olanlar 'large', yani büyük olarak belirlenirken, 60 gram ve üzerinde olanlara LL deniyor. Müşteriler, genellikle kurbağaları canlı almayı tercih ediyor. Bunun için sınıflandırılan ve kutulanan kurbağalar, artı beş derecelik sabit ısıdaki odalarda saklanıyor. Kurbağalar bu ısı altında 'uyku modu' denen bir duruma geçiyor ve yalancı kış uykusuna dalıyor. Ta ki, gidecekleri yerde oda ısısına çıkana kadar. Orada kendiliğinden uyanan kurbağalar, böylece neredeyse yakalandıkları tazelikte müşteriye ulaşabiliyor. Türkiye'deki kurbağalar, özellikle Adana'nın kurbağası dünya çapında ünlü. Temel özelliği diğer kurbağalara göre çok daha beyaz bir etinin olması ve lezzeti. Türkiye'nin en fazla kurbağa ihraç ettiği ülke Fransa. Ardından İtalya ve İsviçre geliyor.
JUMBO KARİDES, SÜLEYMAN KAPTAN'A SORULUR
Karataş, Adana'ya yaklaşık 40 dakika uzaklıkta bir kıyı kasabası. Bölge, turizm açısından pek gelişememiş ve yerli halk ağırlıklı olarak balıkçılıktan geçimini sağlıyor. Limandan çıkar çıkmaz, burnunu batıya çeviren teknemiz dalgalara kafa tutarak kararlılıkla ilerliyor. Oğlu ve iki yeğeniyle ava çıkan Süleyman kaptan, havanın müsait olduğu her akşam yedi kilometre uzunluğunda ağ atıyor. Bir önceki gün yaşanan fırtınanın ardından denize açılan ekip dinlenmiş ve yağmurun getireceği bereket umuduyla neşe içinde yol alıyor.
Kaptan, yaklaşık iki saat sonra günbatımına yakın av bölgesine ulaşarak ağlarını bıraktı. Adana'nın Karataş ilçesindeki balıkçıların söyleyişiyle 'karidis' avı diğer avcılık türlerine göre biraz daha zahmetli. Özel bir ağ ile yapılan karides avcılığı ciddi mali yatırımın yanı sıra uzun uğraş da gerektiriyor. Büyük umutla ve keyifle denize atılan ağ geri çekildiğinde, karidesten çok yengeç ya da balık yakalandığı görülünce teknedeki tüm yüzler asılıyor. Artık ağı temizlemek için bir an önce çalışmaya başlanmalı.
Karides konusunda tüccar da sıkıntılı; Karataş bölgesinin lisanslı üç tesisinden biri olan Çatalbaş Balıkçılık'ın sahibi Ahmet Çatalbaş, karidesin fiyatındaki ani değişikliklerden şikâyetçi. "Bölgemizde çıkan karidesin kalitesi ve lezzeti çok güzel; ancak iç piyasadaki talebin fazlalığı, fiyatın aniden değişmesine neden oluyor" diyor ve devam ediyor: "İhracat anlaşması yaptığınızda malı teslim edene kadar geçen sürede fiyat aniden değişiyor; anlaştığınız fiyatın üzerine çıkan karidesi gönderemez hale geliyorsunuz." Adana ve diğer bölgelerde avcıların çıkardığı karidesler genellikle dondurulmuş olarak piyasaya sunuluyor. Başta Yunanistan olmak üzere İtalya ve İspanya sektörün en önemli müşterileri olarak öne çıkıyor.
HOLLANDA'YA YILAN BALIĞI
'Avrupa yılan balığı' olarak bilinen anguilla anguilla'lar, nâm-ı diğer yılan balıkları sadece haberimizdeki değil, aslında yeryüzündeki en ilginç hayvanlardan biri. Genellikle göllerde ve geniş akarsu ortamlarında yaşayan bu balıklar ülkemize kadar inanılması güç, uzun bir yoldan geliyorlar. Orta Amerika'da bulunan Meksika'nın Saragoza Körfezi, Avrupa yılan balığının bilinen tek ana vatanı. Balıklar, Saragoza Körfezi'nde doğuyor, 'glass' denilen, şeffaf ve küçük bir haldeyken okyanus akıntılarını kullanarak anne babalarının büyüdüğü yerlere gidiyorlar. Orada büyüdükten sonra yeniden Saragoza Körfezi'ne dönerek, hayatlarını başladığı yerde sonlandırıyorlar. Yılan balığı ticaretini sektörün pek çok ileri gelen firması gerçekleştirirken, bu konuda sektörün de önünde bir isim var; İlhami Karadağ. Kendisi ile Muğla Yatağan'da büyük zahmetlerle kurduğu çiftlik restoranında buluşuyoruz. Karadağ, Avrupa Birliği kurallarının ülkemizde uygulanmaya başlanması ile birlikte Muğla yöresi ve Akdeniz havzasında yılan balığının bol çıktığını tespit ederek Hollanda'daki tüccarlara satışa başlamış. Dünyada ise yılan balığı değişik ülkelerde üretilirken başrolde Çin var. Ülkenin yıllık yılan balığı üretimi 50 bin ton civarlarında. Hollanda, ticaretin merkezi olduğu gibi aynı zamanda üretim de yapıyor. Fransa ve İspanya üretim gerçekleştiren ülkeler arasında. Son yılların parlayan yıldızları ise Avrupa Birliği'nin Doğu Avrupalı yeni üyeleri.
46 yaşındaki avcı Muammer Kırbaş'ın balıkçılığı babadan geliyor ve Dalaman'da yaşıyor. İlhami Karadağ aracılığı ile tanıştığımız avcı, yılan, sazan ve yayın balığı konularında uzman. Yılan balığı avında kullanılan 'pinter' ağını ilk defa Söke çevresinde avcılık yaptığı günlerde gördüğünü söylüyor. "1994 yılından bu yana Dalaman bölgesindeki Kapıkargın Gölü'nde avcılık yapıyorum. Oraya gitmeden önce Çanakkale Kumkale'den, Mersin Tarsus'a kadar her bölgede avcılık yaptım" diyor. Mayıs ayına kadar süren sezon bazen 'pinter' ağlarını 500 kiloya kadar doldurabiliyor. Yaklaşık 10 metre uzunluğundaki ağ kazıklara bağlanarak, av yapılacak zemine sabitleniyor. İki ucunda bulunan tuzaklar ise ağa takılan yılan balıklarının hapsolduğu alanlar. Ağı kuran balıkçı, sabahları bu bölümlerde biriken balıkları aldıktan sonra aynı yere bırakarak avlanmaya devam edebiliyor.
DEVEKUŞU HALA UMUTLU
Doğal ortamlarının dışında da son derece dayanıklı olan bu devasa kuşların üretimi, 1990'ların sonunda en moda işlerden biri haline gelmişti. Sonra çoğu kapandı. Yalova'daki Farmas Devekuşu Çiftliği de o sıralarda kurulup, bugüne uzanan işletmelerden biri. Daha çok iç pazara yönelik çalışıyorlar; ancak devekuşu derisini yurt dışına da ihraç ediyorlar. Çiftliğin sahipleri hâlâ devekuşu yatırımlarının artacağını, etinden yumurtasına, tüyünden ayak tırnağına yetiştirdikleri hayvanları gelecekte rahatça pazarlayabileceklerini düşünüyor. Aslında bu iş Türkiye'de ciddiye alınıyor; öyle ki Uludağ Üniversitesi Ziraat Fakültesi damızlık düzeyinde devekuşu üretimi yapıyor. Dünyanın değişik ülkelerinde eti, tüyü ve derisi için çiftliklerde üretilen devekuşları, 45-50 yıl civarındaki ömürleri ile son derece mantıklı bir yatırım olarak öne çıkıyor. Devekuşu eti görüntü olarak kırmızı bir et. Protein değerleri de kırmızı etinkine yakın. Ağırlıkları 150 kilograma ulaşabiliyor. 1.2 kilogram ağırlığında yumurtlayabiliyorlar. Sevimli görünüyorlar ama tehlikeli oldukları unutulmamalı; özellikle erkek damızlıkların kızınca attığı tekmelerin gücü 1.5 tona kadar çıkabiliyor. Avrupa ülkeleri arasında devekuşu tüketimi en çok Fransa ve Belçika da gerçekleşirken, İngiltere, Almanya, Danimarka ve İrlanda pazar ülkeleri arasında.
Bugün dünya devekuşu üretiminin yaklaşık yüzde 90'nını Güney Afrika Cumhuriyeti gerçekleştiriyor. Ülkemizde özellikle derisinin Kore, Japonya gibi ülkelere satıldığı dönemler olsa da ticari açıdan devekuşlarının önünde hâlâ kat edilmesi gereken uzun bir mesafe var.
GÜNDE BİR TON KAZ ÜRÜNÜ
Kaz eti, Kars ve Ardahan yörelerinin en özel yiyeceklerinin başında geliyor. Özellikle Fransız mutfağının baş tacı kaz ciğeri düşünüldüğünde, "Karslıların değer vermediği kaz ürünleri boşa harcanıyor" diyebiliriz. Kazın yurt dışında etinin dışında en fazla değer kazanan parçaları, tüyü ve ciğerleri. Türkiye'deki kaz tüyü yorgan, yastık ve giyecek tarzı tüm ürünlerin içine konulan tüyler de bu nedenle ithal ediliyor.
Kars'ta ilk durağımız, Nuran Özyılmaz'ın kızları ile birlikte işlettiği kazevi. 20 yıldan bu yana ticaret ile uğraşan ve Kars'ın ilk kadın esnaflarından biri olan Özyılmaz, iki yıl önce küçük bir lokanta ile işe başlamış. Ünü kısa sürede yayılan yemeklerle kapısında kuyruk oluşan restorana bir gün vali yardımcılarından birinin uğramasıyla, Özyılmaz'ın önüne yeni ufuklar açılmış. Son atama döneminde değişik illere dağılan vali yardımcıları Doğan Demirdaş ve Veysel Çiftçi'nin moral desteği ile lokantasını restorana çeviren Özyılmaz, geçen yıldan bu yana Kars'ın, dört mevsim yöresel yemek bulabileceğiniz tek restoranını işletiyor. Yörede özellikle eti için beslenen kazlar, kar yağana kadar besleniyor. Kar yağışının ardından kesilmeye başlayan kazlar genellikle tuzlanarak 'basma' denilen yöntemle saklanıyor ya da kurutularak tüketiliyor. Çatılarda iplere dizilerek kurutulan kaz etleri, aynı zamanda Kars halkının geçim kaynaklarından biri. Büyük şehirlerde kurulu yöresel dernek ve gruplar, toplantıları için ildeki tüccarları ya da yöresel ürünleri satan dükkânları arayarak kaz eti sipariş ediyorlar. Kaz dışında peynir ve bal gibi diğer yöresel ürünleri de satan bu dükkânlardan birine girince, günlük bir tona ulaşan kargo gönderileri olduğunu öğreniyoruz.
Bu arada ailelerin kadın bireyleri tarafından sürdürülen üretim için değişik modeller de denenmeye devam ediyor. Örneğin Kars'ın Selim ilçesine bağlı Darboğaz'da, köy derneği tarafından Sürkal Derneği desteği ile hazırlanan proje ile Avrupa Birliği destekleme fonlarından faydalanılarak önceki yıl yeni bir çalışma uygulamaya konulmuş. Darboğaz köyü kadınları için iş ve meslek sahibi olma dışında kaz yetiştiriciliğini bilimsel hale getirme amaçlanarak, kuluçka ve yavru yetiştirme makineleri satın alınmış. Kadınlara düzenlenen kurslarda yetiştirme, aşılama, ve hastalıklarla mücadele konusunda kurslar verilmiş. Sürkal yani Sürdürülebilir Kırsal ve Kentsel Kalkınma Derneği bölgeden geçen BTC (Bakü Tiflis Ceyhan) petrol boru hattının çevre kalkındırma projelerini yürüten ofislerden biri. Projenin uygulayıcısı konumundaki Darboğaz Köyü önceki dönem muhtarı ve Darboğaz Köyü Kalkındırma Derneği Başkanı Müşür Ekinci, "Her geçen sene bu konuda başarımızın katlanarak artacağını düşünüyoruz" diyor. Şu anda 100 olan yetiştirme kazlarının sayısının ileride daha da artması ile bu konuya yatırım yapabilecek geliri elde edebileceklerini, kazların eti dışında tüyü ve ciğeri gibi ürünleri de değerlendirmeyi başaracaklarını söylüyor.
DENİZ SALYANGOZLARI
Kara salyangozlarını herkes bilir ama ülkemizde az tüketilen bir de deniz salyangozları var. Daha çok ihracat ürünü olarak tüketilen deniz salyangozları birçok balıkçının gelir kaynağı. Cemil Cebeci bunlardan biri. Kocaeli-Kandıra'ya bağlı Kefken kıyı kasabasında balıkçılık yapan Cebeci, iki teknesi ile mevsimi geldiğinde deniz salyangozu avı da yaptıklarını söylüyor. Salyangozlar için mevsim, suların ısınması ile başlıyor. Mayıs civarında başlayan avlar, eylül-ekim aylarına kadar devam ediyor. Soğuk aylarda zemindeki kumun altına saklanan salyangozlar, suyun ısınması ile dışarı çıkıyor. Kefken bölgesinde Cebeci gibi 13-14 dalgıç daha sezon boyunca av yapmaya devam ediyor. Cemil Cebeci, dalgıçların her dalışında 10 ile 100 kilogram arasında değişen miktarda deniz salyangozu çıkartabildiklerini söylüyor. Kefken açıklarındaki küçük ada ve Kerpe Burnu çevresi, onlar için en verimli deniz salyangozu alanları. Geçen sene sadece kendileri tam 35 ton deniz salyangozu avlamışlar. Ancak bu yıl düşen fiyatlar yüzünden bu miktar 12 ton civarında kalmış. Japonya başta olmak üzere ağırlıklı olarak uzakdoğu ülkelerine ihraç ediliyor. Japonya'dan sonra Çin, Tayvan ve Güney Kore ana müşteriler. Bu ülkelerle birlikte 13 ayrı ülkeye ihraç edilen Deniz Salyangozları alanında Türkiye en önemli üretici ülkeler arasında yer alıyor. Cebeci, herkese deniz salyangozunun sotesini tavsiye ediyor. Bir başka pişirme yöntemi ise tavada salça, kekik ve soğan ile birlikte kavurmak.
YEMEK TARİFLERİ
Kaz etli pilav
Malzemeler:
500 gr. kaz göğüs eti, 1.5 su bardağı pirinç,1 soğan, 2.5 su bardağı et suyu, 150 gr. tereyağı, 1 çorba kaşığı domates salçası, 1 ayva, tuz.
Hazırlanışı:
Göğüs etini üç su bardağı tuzlu suda 10 dakika haşlayıp didikleyin. Etin suyunu ayırın. Etleri bir tavaya alıp kendi yağıyla 5-10 dakika kavurun. Pirinci bol suyla yıkayıp süzün. 2.5 su bardağı et suyunu yayvan bir tencereye alın. Pirinci ve tuzu ilave edip karıştırın. Kapağı kapalı olarak suyunu çekinceye kadar 15 dakika pişirin. 100 gr. tereyağını küçük parçalar halinde pilava ilave edin. Tahta kaşıkla harmanlayıp kapağı kapalı olarak beş dakika dinlendirin. Ayvayı soyup küp şeklinde doğrayın. Bir toprak güveçte pilav, et ve ayvayı harmanlayın. Önceden ısıtılmış 180 dereceye ayarlı fırında 20 dakika pişirin. Soğanı soyup küp şeklinde doğrayın. Kalan tereyağını küçük bir tavada kızdırıp soğanı kavurun. Salçayı ekleyip ezerek karıştırın. Pilavı servis tabaklarına paylaştırıp üzerlerine bir iki kaşık salçalı sos ekleyin. Sıcak olarak servis yapın.
Kurbağa bacağı
Malzemeler:
Limonlu tereyağı İçin; 2 çorba kaşığı tereyağı, 1/4 çay kaşığı monosodium glutamat, 1/8 çay kaşığı kırmızı pul biber. 2 çorba kaşığı limon suyu, 1/8 çay kaşığı tuz, 1 tutam karabiber.
Kurbağa bacakları için; 8 çift kurbağa bacağı, 4 çorba kaşığı un, 1 çay kaşığı monosodyum glutamat, 3 çorba kaşığı tereyağ, 1 diş sarmısak, ikiye bölünmüş, yarım çay kaşığı kereviz tuzu, 2 çorba kaşığı ince kıyılmış maydanoz, 1 su bardağı süt, 1 çay kaşığı tuz, yarım çay kaşığı karabiber, 1 çay kaşığı fesleğen.
Hazırlanışı:
Limonlu tereyağı için, malzemelerin hepsini bir tavaya koyup yağ kızma noktasına gelinceye kadar karıştırın ve ateşi söndürün. Ilımaya bırakın. Kurbağa bacaklarını tuzlu suya koyun (1 litreye 1 çorba kaşığı tuz) 15 dakika beklesin. Sonra çıkartın ve kâğıt havluyla her birini kurutarak süt dolu başka bir kaba alın. Bir naylon torbaya yukarıdaki kurbağa bacakları bölümünde yazılı olan unu, tuzu, monosodyum glutamat`ı ve yarım çay kaşığı karabiberi koyup iyice çalkalayın. Sütün içinde dinlenmekte olan kurbağa bacaklarından ikişer ya da üçer tane alıp naylon torbanın içine atın ve iyice çalkalayın ki her yanı un karışımı kaplansın. Sonra çıkarıp bir tabağa serin. Bu işlemi diğer kurbağa bacakları için tekrarlayın. En az 30 santimetre çapında bir tavayı ateşe koyun. Üç çorba kaşığı tereyağını eritin. Sarımsağı beş dakika kadar orta ateşte kavurun. Lezzeti yağa iyice geçsin. Sonra sarımsağı tavadan çıkartın. Bu defa tavaya kurbağa bacaklarını dizin ve üzerine kıyılmış maydanozları, fesleğeni ve kereviz tuzunu (TOZU MU????) ilave edin. Kurbağa bacaklarını beş dakikada bir maşa ile çevirerek iki tarafı da eşit renkte (altın sarısı/kahverengi oluncaya kadar) takriben 20 dakika pişirin. Sonra çıkartıp üzerine kâğıt havlu serilmiş bir tabağa alın ki yağı süzülsün. Daha önce hazırladığınız limonlu tereyağı sosla birlikte sıcakken servise sunun.
Karides güveç tarifi
Kullanılan malzemeler:
1/2 kg. karides, 1 su bardağı beyaz şarap, rendelenmiş kaşar, domates, soğan, sarımsak, defne yaprağı, tuz, karabiber, 4 çorba kaşığı sıvı yağ.
Hazırlanışı:
Tavada ince doğradığınız soğanları kavurun, dövülmüş sarımsağı ekleyin ve 1-2 dakika daha kavurun. Üzerine domatesleri ekleyin ve yumuşayıncaya, suyu çekinceye kadar pişirin. Piştikten sonra şarap, tuz, karabiberi ekleyin ve bir taşım kaynatın. Karidesleri ve defne yaprağını ekleyerek 3-4 dakika kadar pişirin. Ocaktan alarak isteğe göre tek kişilik güveç kaplarına veya ısıya dayanıklı bir cam kaba alın. Üzerine rendelenmiş kaşar döşeyerek önceden ısıtılmış orta dereceli fırında kaşar peyniri kızarana kadar pişirin.
Yılan balığı şiş
Malzemeler:
1 yılan balığı, yeteri kadar tuz, karabiber, defne ve adaçayı yaprağı.
Hazırlanışı:
Yılan balığı temizlendikten sonra birer parmak kalınlığında yuvarlak dilimler halinde doğrayın. Tuzlayıp biberledikten sonra, bir saat bekletin. Sonra dilimleri bir yanına defne, öbür yanına adaçayı yaprağı koyarak şişe geçirin. Odun ateşinde ya da elektrikli ızgarada kızarıncaya kadar bırakın.
Deniz salyangozu
Malzemeler:
8-10 adet deniz salyangozu, 2-3 diş sarımsak, 1 adet soğan, 2-3 adet sivri biber, 3 adet domates, 2 yemek kaşığı köri, tuz-karabiber.
Hazırlanışı:
Bir tencerede sıvı yağ ile rendelenmiş sarımsak soğan ve ince doğranmış sivri biberi soteleyin. Ayıklanıp temizlenmiş, kuşbaşı doğranmış deniz salyangozunu ekleyerek sotelemeye devam edin. Köri ekledikten sonra kabuğu soyulup rendelenmiş domatesleri ilave edin. Çok az su koyup, tuz karabiber ekleyip pişirin.
Devekuşu güveç
Malzemeler:
1 kg. kemiksiz devekuşu eti, 125 ml. sirke, 6 orta boy kuru soğan, dilimlenmiş, 45 ml. zeytinyağı, tuz ve mümkünse taze çekilmiş karabiber, 15 ml. biber sosu, 30 ml. domates püresi, 15 ml. un.
Hazırlanışı:
Eti yumuşatın, üzerine sirke dökün ve en az 30 dakika terbiye edin. Baharatını kontrol edin. Güvecin en altına zeytinyağı içine bir sıra dilimlenmiş soğan dizin. Üzerine dilimlenmiş devekuşu etlerinden koyun ve bunların üzerine de bir sıra soğan daha dizin. Biber sosunu, domates püresini ve unu bir kapta karıştırın ve güvecin en üst kısmına koyun. 140 derecede iki üç saat boyunca veya etler pişinceye kadar fırında pişirin. İstenirse son 30 dakikada üzerine dilimlenmiş patates eklenebilir. Güveç kâsesi ile servis edin.
 |
|
|
|
|
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
|