BİTMEYEN EFKÂR!

400 yıldır bu topraklarda. Çöken imparatorluk, kurtuluş ümidiyle onu gözden çıkarmıştı; yeni cumhuriyet içinse millileşmenin sembolüydü. O zamanlardan beri ‘Tekel’ çok el değiştirdi ama çilesi hiç bitmedi. Bugün, onsuz kalan işçilerin isyanıyla gündemde. Aslında ‘Tekel’in tarihi, bugünlerin işareti gibi. Türkiye’nin tütünde saklı geçmişine yakından baktık.
Cemal Subaşı
Üç kıtaya hükmeden koca imparatorluk efkârlıydı. Yeniçeriler ‘istemezük muhtırası’ veriyor, Kösem Sultan, ‘siyasette 24 saatin çok uzun’ olduğunu kanıtlayan manevralar yapıyordu. Henüz 14’ündeki Genç Osman ise ‘duraklama dönemi’nden çıkış yolları arıyordu. Padişah, bu efkârı sigara dumanı ile dağıtmak için mi bilinmez, imparatorlukta ilk kez 1612’de Hollanda’dan tütün ithaline izin verdi. Böylece tütünün Anadolu’daki resmi yolculuğu başlamış oldu. Gerçi Rumlar bundan önce de İngiltere’den tütün getiriyordu ama o yasal bir yolculuk değildi.
Tütünün ithaline izin veren Genç Osman, dokuz yıl sonra üretim ve tüketimi yasakladı. Çünkü ‘Küçük Asya’nın yolları çetrefilliydi. Saray entrikalarının yanı sıra dinin günlük hayattaki hükmü, koca padişahı sus pus edebiliyordu. Genç Osman, ulemanın sözünü dinleyip tütünü yasaklamıştı ama yeniçerilerin söz dinlemeye niyeti yoktu. 1621’de lağvedileceklerini öğrenen yeniçeriler tahtı bastı. Genç Osman’a çeşitli işkenceler yapıldı. Belki de kendisinin ithal izni verdiği sigaralar, vücudunda söndürüldü. Sonra Yedikule’de boğduruldu. Tütün yasağı kendiliğinden kalktı.
Tebaa, sigara tüttürüp, tütün çiğneyerek efkâr gidermeye 10 yıl daha devam etti. Ama bu kez IV. Murat yasakları gündeme geldi. Tebdili kıyafet, sigara avına çıkıyordu. Sigara paketlerine el koyuyor “İçmeyeceksin” yemini alıyordu. Çoğu zaman bu yemin de yetmiyordu padişaha, cezayı kesiyordu: İdam. İbret olsun diye, idam mahkûmlarının boyunlarına bir demet tütün sarılıyor sonra mahkûmlar sokak sokak gezdiriliyordu. İlginçtir Kristof Kolomb’un aktardığına göre, Küba adasındaki yerliler de boyunlarına tütün sarıyordu. Ama orada amaç çok başkaydı. Çok tütün içtikleri için başları dönmeye başladığında, Tanrı’nın himayesine girdiklerine inanıp, tütünleri nazarlık gibi boyunlarına asıyorlardı.
Osmanlı’da tütünün yeniden yasallaşması, tütün müptelası şeyhülislam sayesinde gerçekleşti. ‘Ulemadan Bahai Efendi’, tütün kullandığı için sürgün edilmişti. IV. Murat’ın ölümünden sonra bir fetva ile tütün kullanımını serbest bıraktı. Bu kez kontrol kullanıma değil tüketime yönelikti. İmparatorluğun kasasına para lazımdı. Tütün üretimi ve tüketimi kontrol altına alındı. Vergi uygulaması başladı. Aradan 160 yıl geçti tartışma hiç bitmedi.
Tekel, hem Osmanlı’da hem Cumhuriyet’in ilk yıllarında hep gündemdeydi. Bugün de durum farklı değil. Ama eski zamanların grevleri daha farklıydı. Çadır kurulmuyordu. Davul eşliğinde halay çekilmiyordu. Biber gazı henüz icat edilmemişti. 16 Haziran 1911 tarihli İkdam gazetesinde ‘Cibali’de grev’ başlığı ile verilen haber şöyle:
“Cibali’deki Reji fabrikasının sigaralar kısmında bir hadise meydana gelse de, etraftan yetişenlerce derhal men edilmiştir. Bu kavgada dört kişi başlarından yaralanmışlardır. Sebebi şu imiş: Geçenlerde fabrika amelesi, yevmiyelerinin artırılması maksadıyla grev ilan etmişlerdi. Bundan bir netice çıkmayınca ustalar, çıraklara noksan olarak verdikleri yevmiyelerin farkını kendilerine ilaveye karar vermişler, bu muameleden müteessir olan çıraklar ise yukarıda yazdığımız üzere istihkaklarını kuvvet yoluyla almaya cüret etmişlerdir. Tahkikat için birçok amele sorguya alınmıştır.”
BORÇ TEKEL’İ YARATTI
Bugün olduğu gibi, Osmanlı’da da, hazine açık verdiğinde, gözler tütün, içki ve tuz vergilerine çevriliyordu. ‘Devletlû’, ilgili bakanlara talimat veriyor, ama her defasında ‘4C’ (Özelleştirme sonucu işsiz kalan işçilere yönelik yasa) deki gibi başa dönülüyordu. Gelir, gidere yetmiyor, borçlar artıyordu.
1880’li yıllara gelindiğinde Avrupalılar ‘hasta adam’dan alacaklarını garanti altına almanın yollarını aramaya başladı. Osmanlı ile yapılan uzun müzakereler sonunda, II. Abdülhamit döneminde Maliye Nezareti dışında Düyun-u Umumiye İdaresi (Genel Borçlar İdaresi) kurulması kararlaştırıldı. İngiliz, Fransız, Alman, İtalyan, Avusturya-Macaristan, Osmanlı delegeleri, Hollanda ve Belçika alacaklılarının temsilcisi ile o zaman İstanbul’da paranın adresi olan Galata bankerleri, yedi kişilik bir konsey oluşturdu. Konseyin gündeminde tütün mamullerinin tek elden çıkması vardı; böylece tütün ucuza alınıp, pahalıya satılabilecekti, kontrolü kolay, kârı yüksek olacaktı. Tütün mamullerinin işlenmesini üstlenecek bir ‘tekel’, yani Osmanlı’da yabancı sermayeye dayalı ilk özelleştirme modeli olan ‘Reji’, Düyun-u Umumiye’nin girişimleri ile 1883’te kuruldu. İmparatorluktaki tüm tütünlerin işlenmesi işi bu şirkete verildi. Üretici, tütününü sadece Reji’ye satmak zorundaydı. Başka alıcı olmadığı için Reji, tütünleri çok ucuza almaya başladı. Kaçakçılık arttı. Bu sorun ile devletin güvenlik güçlerinin uğraşması gerekirken, şirket kendi bünyesinde ‘kolcu’lar oluşturdu. Faaliyet gösterdiği 42 yılda 20 binden fazla kaçakçı, kolcu ve zabıta öldü. Arazi, gelir gibi bazı vergilerden muaf tutulan ve zamanla devlet içinde devlet gibi hareket eden şirket, Düyun-u Umumiye’ye yılda 750 bin lira aidat ve yıllık kârının yüzde 35’ini ödüyordu, kârın yüzde 30’u hükümete gidiyor, yüzde 35’i Reji’de kalıyordu.
1913’e gelindiğinde Reji Şirketi’nin anlaşmasının bitmesine bir yıl kalmıştı. Reji şirketiyle yakın ilişkileri bilinen kimi gazetelerde, anlaşmanın uzatılması durumunda şirketin hükümete binlerce liralık avans vereceği haberleri çıkıyordu. Bu sırada Osmanlı İmparatorluğu’nun girdiği Balkan Savaşı, nakit ihtiyacını arttırdı. Sonuçta Reji, yüzde altı geri ödemeli faizle, devlete bir milyon 500 bin liralık avans verdi. Bu para şirkete 15 yıllık bir anlaşma daha garantiledi. Yeni anlaşma, şirkete, uygun gördüğü yerlerde fabrika, mağaza, depo kiralama, satın alma hakkı tanıyordu. Reji, faaliyet gösterdiği süre içinde 300’e yakın sigara imalathanesini kapattı. Samsun, Adana, İzmir, Manisa, Beyrut, Yafa, Halep ve Mısır’da sigara fabrikaları açtı.
“HESAPLARI GÖRÜLDÜ”
Bu fabrikaların bazıları, bulundukları şehirlere derin izler bıraktı. 1887’de açılan ve 306 kişinin çalıştığı Samsun Sigara Fabrikası için Reji, 1891’de şehre ‘Tütün İskelesi’ yaptırdı. 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal ve 18 arkadaşı işte bu iskeleden Samsun’a çıktı. Kısa bir süre sonra Reji, çöken bir imparatorluğun, Tekel ise Cumhuriyet’in sembolü olacaktı.
Atatürk, Çankaya’daki bağ evinde, kahve ve sigarası eşliğinde ‘kurtuluş’un yollarını ararken aklında Reji şirketi var mıydı bilinmez, ama Büyük Millet Meclisi’nin her bir kuruşa ihtiyacı vardı. Bu nedenle 26 Haziran 1921’de bir kararname çıkarılarak, tütün ambar ücretinin Maliye Bakanlığı’na verilmesi istendi. Bu, tütün ürünlerinin millileştirilmesi yönündeki ilk adımdı ve yasanın altında TBMM Reisi M. Kemal imzası vardı.
Büyük Taarruz ve zaferden sonra yeni devletin kurumları tek tek ele alındı. 1923’te Cumhuriyet ilan edildi, on dakika sonra Mustafa Kemal Cumhurbaşkanı seçildi. Yunanistan ile nüfus mübadelesinin imzalandığı günlerde, art arda İktisat Kongreleri toplandı. Bu toplantılardan sonra Reji ile masaya oturuldu.
Şirketin 40 milyon franklık sermayesinin nakit olarak ödenmesi karşılığında hükümetin yönetime el koymasında uzlaşıldı. Reji, cumhuriyet hükümetinin bu parayı ödeyemeyeceğini düşünüyordu. Hükümet, 1924’te, şirkete 1925’in başında el koyacağını iletti. 28 Şubat’ta Reji’nin 40 milyon franklık sermayesi bankaya yatırıldı. Ama şirket kendini hâlâ Osmanlı döneminde sanıyordu. Yönetimi devretmek istemedi. Bunun üzerine şirketin İstanbul’daki binasına ve yönetimine el konuldu. Dönemin Maliye Bakanı Mustafa Abdülhâlik Bey’in deyimi ile “Hesapları görüldü ve muamele bitti.” Aynı yıl çıkarılan yasa ile tütün ve tütün ile ilgili faaliyetler devlet tekeline alındı. 28 Mayıs 1927’de bir milyon bütçeli Tekel İdaresi Müdürlüğü kuruldu. 1942’ye kadar varlığını bu şekilde sürdürdü.
SİYASİ SİGARA
Devletleşen tütünün yolculuğunda sıra siyasete gelmişti. Sigaraların ideolojileri bile vardı. 1960-1970 yılları arasında ‘Birinci’ sigarası solcu üniversite öğrencilerinin sembolüydü. Koyu tütünlü ve içenin boğazını yakan ‘Kulüp’, bitirim delikanlıların gövde gösterisinin aracıydı. Özel günler ve anlamlar yüklenen sigaralar da oldu. 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’na atfen ‘Barış’ ve ‘Kıbrıs’, 1960 İhtilali için ‘27 Mayıs’, Türkiye’nin üyeliği sonrası ‘Nato’ sigaraları piyasaya sürüldü. ‘Silahlı Kuvvetler’ ve ‘Astsubay’ sigaraları, o yıllarda da askerin Türk siyasetindeki etkinliğini kanıtlar nitelikteydi.
Haziran 1959’da paketi 300 kuruştan satılmak üzere ilk kez filtreli Samsun sigarası çıktı. Bu, Tekel’in filtreli sigara döneminin başlangıcıydı, ama garip bir tartışmayı da gündeme getirdi. Türk tütününün sağlığa zararlı olmadığı, filtrenin tütünün kalitesini düşüreceğini ileri sürenler oldu. Oysa filtreli sigara, insan sağılığını korumak için değil, ülkeye kaçak olarak giren yabancı sigaralara talebi düşürmek için üretiliyordu.
İLK MECLİS İÇKİYİ YASAKLADI
Alkollü içeceklerin tekelleşme süreci, tütünden farklı seyretti. Çünkü sarhoşluk veren şeyler İslam’a göre günahtı ve padişahın aynı zamanda halife olduğu imparatorlukta vergilendirilmesi bile gündeme gelemezdi. Bu nedenle alkol Rumların tekelindeydi. Bu durum, Cumhuriyet dönemine kadar sürdü. Hatta sarıklı, cübbeli ve şeyhlerin ağırlıkta olduğu 1920’de, Meclis bir yasa çıkararak alkolü yasakladı. Ama rakı sofraları ile ünlü Mustafa Kemal’in Meclis Reisi, ardından da cumhurbaşkanı olduğu ülkede alkole karşı katı kurallar gözetilmedi. Nitekim 9 Nisan 1924’te yasak kaldırıldı. 1 Haziran 1926’da yürürlüğe giren yasa ile alkollü içeceklerin üretimi, ithali ve satışı, tütün gibi hükümet tekeline alındı. Şarabın üretimi serbest bırakılırken, ticareti tekele dâhil edildi. Ama Tekel Şirketi’ne şarap üretme ve şarapçılığın geliştirilmesi görevi verildi. Azınlıkların tekelinde olan alkol imalathanelerine belirli bir ücret karşılığı ürünlerini ve makinelerini Tekel’e devretmeleri teklif edildi. Ya da üç ay içinde makinelerini yurt dışına çıkaracaklardı.
TEKEL DEMİRAĞLAR ÖRDÜ
Yeni devlet, demiryollarını ‘milli mesele’ kabul ediyordu. ‘Yurdun dört bir yanını demir ağlarla örüyordu’. Tekel müdürleri, o dönemde gazetelere verdikleri demeçlerde, tütünden elde edilen gelirlerin demiryollarının yapımına ayrıldığını vurguluyordu. 1930 yılına kadar Tekel idareleri Maliye Bakanlığı bünyesinde ayrı ayrı çalıştı. 1931’de Gümrük ve Tekel Bakanlığı’nın kurulmasıyla hepsi bir genel müdürlük altında toplandı. Tekel Genel Müdürlüğü’nün ilk adımı atılmış oldu. 1933 yılında İnhisarlar İdaresi olarak anılmaya başladı. Bu yapısı 1984’te Tekel KİK (Kamu İktisadi Kuruluşu) olarak yeniden düzenlendi. Zaman içerisinde tuz, barut, oyun kâğıtları, kibrit, çakmak ve çay bu kuruma bağlandı.
1950’ler ‘dışa açılma’ ve liberalleşme seslerinin yükseldiği yıllardı. ‘İlk demokratik seçimler’ sonrasında Adnan Menderes’li Demokrat Parti (DP) iktidarı başladı. Türk askerinin Kore Savaşı’na gönderilmesi kararı alındı. Görev süresi dolan İsmet İnönü’nün yerine Celal Bayar cumhurbaşkanı seçildi. Bu süreçte, devletin sigara ve alkollü içkiler üretiminde tekel konumunu terk etmesi, özel sektörün devreye girmesi tartışmaları başladı. DP hükümetinin bakanları, “Devlet, tüccar ile rekabete girmemeli” diyordu. Barut, kibrit ve çakmak bu tartışmalar sonucunda devlet tekelinden çıkarıldı. 1961’de ilk kez IMF’den borç alındı. Osmanlı’nın Reji dönemi gibi hızlı bir dış borçlanma süreci başladı. 49 yılda 19 kez IMF kapısı çalındı. 1973’te çay, Tekel’in sorumluluk alanından çıkarıldı.
Ülkeyi yönetenler, Tekel aracılığı ile içki ve sigaranın kârını kontrol ediyordu, ama bazen bu yetmiyordu; bunları tüketenleri de kontrol arzusu duyuyordu. 1940 öncesi bir ara rakı şişeleri iki litrelik yapılarak tüketimi engellenmeye çalışıldı. 1946’da halkın ispirto içmesini önlemek için rakı fiyatları ucuzlatıldı. İspirto tüketiminin azaldığı, rakı tüketiminin arttığı gözlemlendi ama bir yıl sonra her ikisinin de tüketimi arttı. Düşük alkollü içki tüketimini yerleştirmek için bira fiyatlarına müdahale edildi, şarap üretimi teşvik edildi.
“SATACAĞIM” DEDİ İKTİDAR OLDU
12 Eylül 1980 darbesinin üzerinden üç yıl geçmişti. Milli Güvenlik Konseyi gölgesinde genel seçimlere gidiliyordu. Turgut Özal’lı ANAP ile Necdet Calp’ın liderliğindeki Halkçı Parti yarışıyordu. O yıllarda liderler TRT ekranlarında karşı karşıya geliyordu. Özal iktidara geldiklerinde Boğaziçi Köprüsü’nü özelleştireceğini söylüyordu. Buna karşın Calp, avazı çıktığı kadar “Sattırmam” diye bağırıyordu. Seçmen, “Satacağım” diyen Özal’ı iktidar yaptı. Boğaziçi Köprüsü özelleştirildi.
Bu furyadan Tekel de etkilendi. 1986’da özel sektöre, Tekel ile ortaklık şartıyla sigara üretim izni verildi. Artık ‘first lady’ Semra Özal bile, Tekel’in çıkardığı sigarayı değil, Davidoff marka ince puroyu tercih ediyordu. Artık zenginlik, gösteriş ön plandaydı. Küresel sigara kartellerinin ürünleri Türkiye’de rahatlıkla satılabilmeliydi. Tekel’in onlarla mücadele edebilmek için yatırıma ihtiyacı vardı. Ama eldekini satıp nakit para elde etmek daha cazipti.
2002’de AKP’nin iktidara gelmesinin hemen sonrasında Tekel’in özelleştirilmesi kararlaştırıldı. Bir yıl sonra Özelleştirme İdaresi çalışmalara başladı. Sigara, alkol, tuz ve yaprak tütün işletmelerinin ayrı paketler halinde satılması kararlaştırıldı. Alkollü içecekler paketi 2003’de 292 milyon dolara Nurol-Limak-Özaltın-Tutsab Ortak Girişim Grubu’na, sigara fabrikaları ve ‘Tekel’ markası 2008’de BAT’a (British American Tobacco) 1 milyar 720 milyon dolara satıldı.
Tekel, Osmanlı’da dışa bağımlılığın, Cumhuriyet döneminde ‘millileşme’nin sembolü oldu. İmparatorluğun son dönemi ile Türkiye tarihinin bir özeti olan Tekel’in ‘efkârlı’ yolculuğu hâlâ sürüyor. “Dert bizde derman Tekel’de” diyen işçilerin ‘4 C’ isyanı ile devam ediyor. Merak edilen, Anayasa Mahkemesi’nin 4 C ile ilgili nasıl bir karar vereceği.
***********************
4 C NEDİR?
657 Sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 4’üncü maddesinin (C) fıkrası, 2010 yılında geçici personelin sözleşmeli çalıştırılmasına ilişkin usul ve esasları içeriyor. Özelleştirme uygulamaları sonucu işsiz kalan personeli kapsayan yasanın içeriği şöyle:
• Ücret: Her yıl Bakanlar Kurulu kararı ile belirleniyor. 2010 için geçerli ücret, işçinin öğrenim durumuna göre ayda 600-700-800 TL (brüt) arasında değişiyor. İyileştirme çalışmaları sonucu ücretlere 100 lira kadar zam yapıldı.
• Geçici işçi: Yılda en fazla 10 ay çalışabiliyorlar. Türk-İş’le yapılan görüşmeler sonucu bu süre 11 ay 22 güne çıkarıldı.
• Çalışma saatleri: Devlet memurları için tespit edilen saat ve süreler dikkate alınıyor. Ancak personel, verilen görevleri çalışma saatlerine bağlı kalmaksızın sonuçlandırmak zorunda. Fazla mesai ücreti yok. Hükümet bu maddenin değiştirilebileceğini açıkladı.
• Ek iş: İstihdam edildiği sürece, kazanç getirici başka bir iş yapamaz.
• Sosyal haklar: İkramiye, prim, yardım yok. Çalışılan her ay için bir gün ücretli izin hakkı var.
• Hastalık: Yıl içinde resmî rapor ile kanıtlanmak üzere, hastalıklar için, çalışılan her dört ay için iki günü geçmemek üzere ücretli hastalık izin hakkı var. Rapor süresinin iki günü aşması durumunda ücret ödenmiyor.
• Sözleşmenin feshi: Tazminat hakkı yok.
• Örgütlenme: Sendika üyeliği yasak.
• İstihdam süresi: Hizmet sözleşmeleri, herhangi bir sosyal güvenlik kuruluşundan emekliliğe hak kazandığı tarihte sona eriyor.
ADIM ADIM PAZARLIK SÜRECİ
• Özelleştirme İdaresi Başkanlığı, ihale ile Şubat 2008’de Tekel’in sigara ve tütün bölümünü bir milyar 720 milyon dolara British American Tobacco’ya (BAT) sattı. BAT Adana, Ballıca, Bitlis, Malatya, Samsun ve Tokat sigara fabrikalarının sahibi oldu. Hemen sonrasında ‘ihale sözleşmesinde yeri olmadığı’ gerekçesi ile fabrikalarında çalışan işçilerin çoğunu işten çıkaracağını duyurdu.
• BAT, 10 bin 818 tekel işçisinden 8 bin 247’sinin iş akdini feshetti. Daha önce özelleştirilen kurumlardaki işçilerin başka devlet kurumlarına aktarıldığı olmuştu. Ancak hükümet, bu kez aynı yöntemi seçmedi ve işçileri 4 C’ye geçirmeyi önerdi.
• İşçiler, 22 günü izin olmak üzere yılda 11 ay 22 gün çalışacakları, sekiz günün maaşını alamayacakları ve maaşları düşeceği için öneriye karşı çıktı. Tekel işçilerinin eline geçen net tutar aylık 1500-2200 TL. 4 C’li olmaları durumunda alacakları maaş 772-938 TL arasında değişiyor.
• İşçilere, 31 Ocak 2010’da 20-40 bin TL arasında değişen tazminatları banka hesaplarına yatırıldı. Başbakan, 900’dan fazla işçinin parasını ödediklerini açıkladı.
• Tekel’le ilişiği kesilen işçilere 4 C kadrosuna başvuru için 1 Mart 2010’a kadar süre tanındı.
• 15 Aralık’ta Tekgıda-İş Sendikası, Tekel işçileri ile birlikte AKP Genel Merkezi önünde eylem yaptı. “4 C’ye hayır” dedi.
• Yaklaşık 7.000 Tekel işçisi, eyleme Abdi İpekçi Parkı’nda devam etti. Polis müdahale etti. Biber gazı sıktı. Parkın içindeki yapay göle kaçanlara bile su sıkıldı. İşçiler dört gün sonra eylem alanını Türk-İş binasının önüne kaydırdı.
• 28 Ocak’ta Türk-İş yetkilileri Başbakan Erdoğan ile görüştü. Başbakan, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve Devlet Bakanı Hayati Yazıcı’ya çözüm için talimat verdi. 4 C’nin birkaç maddesinde düzenleme yapıldı ama işçiler yeterli bulmadı.
• İşçi ve memur sendikaları, Tekel işçilerine destek için bir günlük genel greve çıktı. Başbakan, eylemin ideolojik olduğu söyledi. Devlet Bakanı Hayati Yazıcı, “İşe şeytan karıştı, PKK’lısı da dâhil bu işe” dedi.
• Başbakan’ın “Bu iş bitmiştir” demesi üzerine 100 işçi süresiz açlık grevi başlattı. Üçüncü gün bazı işçiler hastaneye kaldırıldı. 13 işçi “Eyleme devam” dedi.
• Türk-İş Başkanı Mustafa Kumlu, 11 Şubat’ta bir kez daha Başbakan ile görüştü. “Yapabileceğimiz bir şey yok” yanıtını aldı.
• 12 Şubat’ta Türk-İş, DİSK, Türkiye Kamu-Sen ve KESK Genel Başkanları bir araya geldi. 4 C uygulamasının iptali için Danıştay’a iptal davası açılacağı duyurusu yapıldı.
• İşçi ve memur sendikaları temsilcileri 20 Şubat 2010’da eylemdeki Tekel işçilerine destek için sabahlama kararı aldı.
• Başbakan, “Kanuna aykırı” dediği eylemin ay sonuna kadar bitirilmemesi durumunda polis müdahalesi ile dağıtılacağını söyledi.
• Sendika, Danıştay’a yürütmenin durdurulması için başvuruda bulundu. Danıştay, işçileri haklı buldu ve 4 C’nin iptali için Anayasa Mahkemesi’ne gönderdi.
• Bu gelişme üzerine sendika Kızılay’daki çadırların kaldırılmasına ve eylemlerin Tekel işçilerinin bulunduğu tüm il ve ilçelerde devamına karar verildi.
ÜLKEMİZDE KİŞİ BAŞI SİGARA TÜKETİMİ
Yıllar nüfus tüketim (Milyon adet) kişi başı tüketim (Adet)
2000 67.420.000 111.710 1.657
2001 68.365.000 111.765 1.635
2002 69.302.000 110.126 1.589
2004 71.152.000 108.870 1.530
2005 72.065.000 106.700 1.481
2006 72.974.000 107.900 1.479
Kaynak: Tütün ve Alkol Piyasası Düzenleme Kurumu
REJİ’DEN TEKEL’E SİGARA VE İÇKİ FABRİKALARI
Fabrikalar Üretime açıldığı yıl
Cibali Tütün 1884
İzmir Sigara 1884
Samsun Tütün 1887
Adana Sigara 1895
Bitlis Sigara 1927
Malatya Sigara 1939
İstanbul Sigara 1969
Tokat Sigara 1985
Ballıca Sigara 1997
ALKOLLÜ İÇKİ FABRİKALARI
Fabrikalar Kuruluş yılı
İstanbul Bira 1890
İzmir İçki 1912
İstanbul İçki 1930
İstanbul Likör ve Kanyak 1930
Gaziantep İçki 1931
Tekirdağ İçki 1931
Diyarbakır İçki 1933
Ürgüp Şarap 1943
Kırıkkale Şarap 1944
Elazığ Şarap 1944
Tokat Şarap 1944
Çanakkale Şarap ve Kanyak 1962
Şarköy Şarap 1966
Urfa Şarap 1970
Yozgat Bira 1972
Karaman Şarap 1976
Bilecik Şarap 1976
Nevşehir İçki 1992
Kaynak: Gümrük ve Tekel Bakanlığı
TEKEL’DE YILLARA GÖRE İSTİHDAM
• 1980: 80 bin
• 1985: 50 bin 884
• 2000: 30 bin 550
• 2002: 24 bin 231
• 2004: 17 bin 239
• 2008: 11 bin 644
• 2009: 10 bin 856
TEKEL ARAZİLERİ BİRER BİRER SATILIYOR
Tekel’in Türkiye genelinde 30’a yakın sigara ve içki fabrikası, 81 ilde başmüdürlüğü, birçok ilçede hizmet binaları bulunuyordu. Hepsi Özelleştirme İdaresi Başkanlığı’na devredildi.
• İhale sonucu Adana, Ballıca, Bitlis, Malatya, Samsun ve Tokat’taki sigara fabrikaları ve buralardaki binalar (Başmüdürlük gibi) BAT’a satıldı.
• Tekel’in en gözde arazisi İstanbul Kartal’da. Cevizli Sigara Fabrikası’nın da bulunduğu 300 dönümlük araziye, vergi borçlarına karşılık Maliye Bakanlığı el koydu. Ülker Grubu araziye talip oldu. Maliye, arazinin 49 yıllığına yıllık 1.6 milyon dolara gruba tahsis edilmesini kararlaştırdı. Ancak arazinin bir bölümünün SİT olduğu, bir bölümünün özelleştirme sırasında BAT’ın kullanımına verildiği ortaya çıktı. Danıştay 13. Dairesi yürütmeyi durdurdu. Maliye, sorunların giderilmesi için çalışıyor. Konu hâlâ Anıtlar Kurulu’nda.
• Tekel’in Paşabahçe İçki Fabrikası 2009’da 303 milyon liraya As-Asya Şirketi’ne satıldı. Şirketin Mart 2010’da yapacağı ödemeden önce, fabrikayı 375 milyon liraya satışa çıkardığı ileri sürüldü. Gerçekleşirse şirket, yedi ayda 72 milyon lira kar etmiş olacak.
• İştah kabartan diğer bir arazi ise 23 bin 711 metrekare alana sahip Mecidiyeköy’de Tekel’e ait eski likör fabrikası. Nisan 2008’de gerçekleştirilen ihaleye sadece Kiler Holding katıldı ve 295.7 milyon TL verdi. Ancak tek katılımcı olduğu için ihale iptal edildi. Bunun üzerine Toplu Konut İdaresi (TOKİ) araziyi Maliye Bakanlığı’ndan aldı. 2009’da yapılan son ihalede TOKİ iştiraki Emlak Konut GYO tarafından satışa çıkarılan eski Likör Fabrikası arazisinin ihalesini, 415 milyon 750 bin TL’ye Aşçıoğlu İnşaat-Ofton İnşaat-Meydanbey İnşaat-Omak İnşaat Ortak Girişimi aldı.
• Bir diğer gözde bina Tekel’in İstanbul Unkapanı’ndaki Genel Müdürlük binası. İhaleye çıkacağı günü bekliyor.
• İzmir Alsancak’ta bulunan 7.699 metrekare tütün deposu Mart 2009’da yapılan ihale sonucu 14 milyon 750 bin TL teklifle İzmir Ortak Girişim Grubu’nun oldu.
• Bugüne kadar Ankara, Artvin, Kuşadası, Burdur, Çankırı, Denizli, Eskişehir, Seyitgazi, Dikili, Kars, Konya’daki 13 bina ve arsa toplam 2 milyon 934 bin 700 TL karşılığında özelleştirildi.
 |
|
|
|
|
FOTO GALERİ
VİDEO GALERİ
|