Bilim
ne kadar dogmatik?
Deneme, yanılma yoluyla ilerleyen bilim, özünde antidogmatik. Ama, güç pozisyonunu koruyabilmek adına bir paradigmaya sığındığında ve ona karşı çıkanı çılgın addettiğinde, dogmatik olabiliyor.
Geçtiğimiz haftalarda İtalyan Corriere della Sera gazetesinde yayımlanan bir makalede, Angelo Panebianco, bilimin olası dogmatizmini ele aldı. Temelde onunla aynı fikirdeyim. Sadece konunun başka bir yönüne dikkat çekmek isterim.
Panebianco, özetle, bilimin antidogmatik olduğunu söylüyor. Çünkü bilim deneme ve yanılma yoluyla ilerliyor ve zımni ilkesi ‘yanılabilirlik’. Bu nedenle, hatalarını düzeltme konusunda hep dikkatli. Bilim; temkinli araştırma varsayımlarını, tartışmasız gerçek ve mucizevi buluşa dönüştüren gazetecilik basitleştirmelerinde dogmatik oluyor. Ama, kaçınılmaz bir kriteri, yani bir dönemin kültürüne bir ‘paradigma’nın hâkim olduğunu kabul ettiğinde de dogmatik olma riskini taşıyor. İster Darwin’in, ister Eistein’ın, ister Kopernik’in olsun, her bilim adamı, onun dışında hareket edenlerin çılgınlıklarını bertaraf etmek için bir paradigmayı kabul ediyor.
İnovasyonun, tam da biri çıkıp hâkim paradigmayı tartışmaya açtığında başlamasına ne demeli peki? Bilim, belki kazanılmış güç mevkilerini koruyabilmek için belirli bir paradigmaya sığındığında, ona karşı çıkanı deli ya da aykırı diye tanımladığında, dogmatik davranmıyor mu?
Konu önemli. Paradigmalar hep savunulmalı mı, yoksa hep karşı mı çıkılmalı? Bir kültür (özel bir insan grubu tarafından paylaşılan bilgiler, düşünceler, inançlar, ananeler, tarihi miras sistemi anlamında), sadece bir veri birikimi değildir. Aynı zamanda, onların filtre edilmesinin sonucudur. Kültür aynı zamanda yararlı veya gerekli olmayanı atabilme yeteneğidir. Kültür ve medeniyet tarihi, gömülen tonlarca bilgiden oluşur. Kişisel yaşamımız için geçerli olan, kültür için de geçerlidir.
Borges, ‘Funes el Memorioso’ adlı öyküsünde, her şeyi hatırlayan bir adamı anlatıyor. Ağaçlarda gördüğü her yaprağı, hayatı boyunca duyduğu her kelimeyi, hissettiği her rüzgâr esintisini, tattığı her lezzeti, okuduğu her cümleyi. Oysa (ve tam da bu nedenle) Funes, tam bir aptal, seçme ve çöpe atma yeteneğinden yoksun bir adam. Bilinçaltımız, her şeyi attığı için çalışıyor. Tıkanma olursa, gerekli olan ve yanlışlıkla silinen şeyi tekrar kazanmak için psikoterapiste gidiliyor. Ama Allah’tan diğerleri yok edilmiştir ve ruhumuz bu seçici hafızanın sürekliliğinin ürünüdür. Funes’in ruhuna sahip olsaydık, ruhsuz biri olurduk.
Kültür de böyle yapıyor ve paradigmalarının bütünü, sadece muhafaza edilen değil, edilenin tabusundan da oluşan ‘paylaşılan ansiklopedi’nin sonucu. Sonra, bu ortak ansiklopedi temel alınarak, tartışılıyor. Ama herkesin anlayabileceği bir tartışma olabilmesi için var olan paradigmalardan yola çıkmak gerek. En azından artık işe yaramadıklarını göstermek için. Batlamyus(*) paradigması reddedilmeseydi, Kopernik’in söyledikleri anlaşılmaz olacaktı.
İşte, internet Funes gibi. Filtre edilmeyen, organize olmamış, dağınık şekilde duran içerikler bütünü olarak, insana kişisel bir ansiklopedi oluşturma imkânı tanıyor. Yani kişisel özgün inanç, nosyon ve değer sistemi. Bu sistemin içinde, suyun H2O olduğu bilgisi de yer alabilir, güneşin dünyanın etrafında döndüğü fikri de. Teoride, altı milyar farklı ansiklopedi olabilir ya da sadece konuşanın anladığı altı milyar farklı dil konuşulan bir toplum ortaya çıkabilir.
Allah’tan, bu sadece bir varsayım. Bunu da, bilim komünitesinin; bir paradigmayı alt etmek için, alt edilmesi gereken bir paradigma olması gerektiğini bilerek, ortak diller dolaşsın diye özen göstermesine borçluyuz. Paradigmaları savunmak; kuşkusuz dogmatizm riski doğurur, ama bilginin gelişimi bu çelişkiye dayanıyor. Aceleye gelmiş sonuçlardan kaçınmak için, Panebianco’nun sözünü ettiği bilim adamıyla aynı fikri paylaşıyorum: “Bilmiyorum, karmaşık bir olgu, incelemem lazım.”
(*) M.S. ikinci yüzyılda yaşamış Yunan bilim adamı. Yunan asıllı bir Mısırlı, ya da Mısır asıllı bir Yunan olduğu söylenir. Yunanca adı Ptolemaios. Orta Çağ İslâm dünyasında Batlamyus diye bilinir. Astronomi, matematik, coğrafya ve optik alanlarına katkılar yapmıştır; ancak en çok astronomideki çalışmalarıyla tanınır. Ona göre Dünya, Güneş sisteminin ortasındadır.